KÜTÜPHANE

 Kürdistan Sorunu

KÜTÜPHANE

 Kürdistan Sorunu
Christian Parenti

Haşin Musul kentinin sınırında son Kürt peşmerge kontrol noktası duruyor. Buradaki silahlı insanlar Kuzey Mezopotamyanın tozlu ve dolambaçlı ovasının El Kezir Irmağı kenarında bir bağlantıya kavuştuğu yerde bir köprüyü kontrol ediyor. Birkaç ay sonra bu topraklar kış ekinleriyle yeşerecek fakat şimdi her yer rüzgâra karşı korunmasız, renksiz ve kuru. Öğle sonrası güneşi uzun gölgelere yapıyor.

Peşmergeler, heybetli bir tepeden, alüvyonlardan oluşmuş alanda, aşağıdaki kıvrımlı ırmak etrafında kümelenmiş üç büyük Arap köyünü izliyor fakat hiç bir kontrollleri söz konusu değil. Köprüden geçen arabalarda patlayıcı madde ya da silah olup olmadığını yoklayan peşmergeler Musul cehenneminden Kürdistanın başkenti olan güvenli alan Erbil'e doğru yola koyulmuş Arapların kimliklerini kontrol ediyor.

Kontrol noktasında göze çarpan herhangi bir Irak bayrağı yok, bunun yerine milliyetçi kesimlere göre Suriye, Türkiye, Irak ve İran topraklarının da bir kısmını içine alan büyük Kürdistan'ın sancakları dalgalanıyor. Sıcak çayımızı yudumlayıp masadaki vantilatöre yaklaşırken, "Bizler şimdi için değil, gelecek adına çalışıyoruz. Bizler bağımsız bir Kürdistanı hedefliyoruz. İstediğimiz şey gerçek sınırlarımızı savunmak ve Amerikadan yardım istiyoruz." diyor bir peşmerge komutanı.

Bu kontrol noktasındaki tüm işaretler Kürt bağımsızlığının kaçınılmaz olduğunu ve Irak'ın çok yakında bölüneceğini gösteriyor. Ayrıca yarı özerk, yani potansiyel küçük devletlerin kurulmasına izin veren yeni Anayasa'yı da bu sonu hızlandıran bir etken olarak değerlendirmek mümkün. Çoğu gözlemcinin ortak endişesi bu durumun -kuzeyde petrol zengini bir Kürdistan, güneyde yine petrolden zengin olacak bir Şii devleti ve ortada da Sunni yoğunluklu kanayan bir Irak enkazı doğuracak- geniş bir iç savaşa sebeb olacağı yönünde.

Dış İlişkiler Konseyinden Leslie Gelb ve ABD'nin Hırvatistan eski büyükelçisi Peter Galbraith bazı uzmanlar Irakın bölünmesiyle oluşturulacak üç alt devletin daha büyük bir savaşı önleyeceği görüşünde. Bush yönetiminin Irak siyasetinde önemli bir yer verdiği Kürtler konusundaki danışmanı Galbraith bu durumu geçtiğimiz yaz The New York Review of Books'ta oldukça fazla gündem oluşturan bir yazıyla açıkladı. O zamandan beri, Amerikan kulislerinde "uyduruk" sömürgecilik sonrası Irak toplumunun kaçınılmaz olarak bir bölünmeye ve zaten aslında bağımsız hareket eden bir Kürdistana doğru yol aldığını düşünen bir Galbraith vari ortak görüş mevcut.

Fakat bu ihtimaller suya düşmeye başladı bile; zira bu bölgenin Irakla olan bağları oldukça kuvvetli. Aynı zamanda, Kürdistanda iç bölünmeler de şaşırtıcı bir şekilde oldukça şiddetli. Tıpkı güneyde Şiilerin kendi içlerinde savaştığı gibi -Sadr kuvvetlerinin Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyine karşı mücadele etmesi- mutabakata varılmış sınıf, aşiret, parti ve etnik bir Kürdistan kültürü oluşmuş değil; yani ortaya çıkacak tek parça bir Kürdistan mevcut değil. En önemlisi de, Kürt liderler ABD'nin bağımsızlık için henüz yeşil ışık yakmadığının da farkındalar. Düşmanlarıyla kuşatılmış Kürtler yeni patronları Sam Amcadan uzaklaşmamak için de oldukça içten çalışıyor.

Iraktaki kriz gittikçe derinleşirken, Amerikan siyaseti cesur bir ideolojik vizyondan temel petrol üretimine bile engel olan şiddet döngüsünü içeren geçici acil durum taktiklerine dönmüş durumda. ABD büyükelçisi Zalmay Khalilzad'ın yeni Anayasa hakkındaki referandum etrafında oluşturduğu teknik olarak yasal olmayan çılgın son dakika müzakereleri verilebilecek tipik bir örnek. Aracılık yaptığı tüm görüşmeler parçaları bir arada tutmak, daha büyük bir kaosu önlemek içindi.

Önde gelen Kürt siyasetçilerinden biri olan Sadi Ahmed Pire " Biz Kürtler Saddam'dan daha çok Iraklıyız" diyor. Partisinin Erbil'deki müstahkem binasında oturan Pire, konuştuğu tüm ABD generalleri ve danışmanlarının birlik içinde demokratik bir Irak'tan yana olduklarını bildirdiğini anlatıyor.

Pire, ''2003 te bağımsızlığımızı ilan edebilirdik,' diye açıklıyor. 'Ama bunun yerine Bağdad'a gittik.' Pire ve diğer Kürt politikacılar bölgelerinin tam bağımsızlığını büyük bir ihtimalle Şii kontrolündeki güneyin ayrılmasının takip edeceğini belirtiyorlar. Bu da, herkesin malumatı olduğu üzere, İran'ın zaten kaydadeğer olan gücünü arttıracaktır. Böylece, bağımsız bir Kürdistan hayali, Amerika'nın İran'ın artan etkisine duyduğu korkunun rehini durumundadır.

Kürdistan'ı Irakta tutan bir diğer önemli faktör de ekonomidir. Yeni kurulduğu için Kürdistan henüz fazla petrole sahip değildir. Kürdistan ekonomisi, büyük ölçüde merkezi Irak hükümetinden gelen petrol gelirleri üzerine kurulu. 4 milyonluk bir nüfusa sahip olan Kürtler, Bağdat'tan yıllık yaklaşık olarak 5 milyar dolar alıyorlar. Kuzeyin başlıca petrol rezervleri Kerkük ve Kerkük çevresindedir. Ne tamamen Kürtlerin kontrolünde nede Federal Kürdistan Bölgesi sınırları içerisinde olan Kerkük'ün konumuda tartışmalıdır.. Kerkük'ün büyük Arap ve Türkmen nufusları karışıklığa neden oluyor. Kürtlerin bu şehri ve civarını ilhak etmeleri kolay gerçekleştirebileceği birşey değil. Bununla birlikte, Kerkük'ün petrol rezervleri olmadan da Kürdistan'ın ekonomik olarak yaşayabilmesi imkansız.

Irak, üç eski Osmanlı vilayetinden olşturulmuş 'yapma' bir ulus olabilir, ama coğrafya ve altyapı bu yapma ulusa önemli ölçüde ekonomik ve fiziki bir uyum sağlamıştır. Temel ticari yolları düşünün: Kürdistan'da tüketilen ve ithal edilen malların yüzde yetmişi Akabe, Ürdün ve Basra limanları yoluyla gelmekte. Savaşa rağmen bu mallar, güney ve merkez Irak'ın Kaliforniya tipi otobanları üzerinden iletilmektedir. Kürtlerin İran ve Türkiye'ye olan karayolları çok yetersiz ve vergi toplayan militanlar tarafından tutulmakta. Ayrıca dağlar ve saldırgan gümrük personelleri de bu yolun alternatif olmasını engelleyen faktörler.

Kürdistan, Irak'a kültürel olarak da Türkmen, Asuri ve Arap toplulukları ile bağlı durumdadır. Türkmen bir aktivistin belirttiği gibi: 'Biz parçaları birarada tutan çimento gibiyiz, çünkü bizim halkımız Irak'ın her tarafına dağılmış durumda. '

Erbil'de, sınır boyundaki gerginlikerden eser yok. Petrol paraları ekonomiyi şişirirken, gizli polis ve uniformalı peşmergeler güvenliği sağlıyorlar. Ara sıra ufak güvenlik sorunları baş gösteriyor: Örneğin, Erbil'deki Terörle Mücadele Birimi başkanı Şeyh Zana yaz başlarında yakalandı. Rehin alma ve öldürme gibi suçlarla ilişkilendirilen İslami bir terör birliğinin lideri olduğu açıklandı.
Tipik olarak Kürdistan'daki politik yaşam güç, himaye ve rüşvet eksenindedir. Seküler iki milliyetçi parti Kürdistan'ı yönetmektedir: Bölgenin batı bölümü, daha eski, daha muhafazakar olan Kürdistan Demokratik Partisi (KDP)' nin kontrolünde. Parti, partiyi babasından miras alan ve şu an stratejik bölümlerini kendi Barzani aşiretinden insanlarla kontrol altına alan Mesud Barzani tarafından yönetilmektedir. Doğuda, daha önceleri sosyalist olan Celal Talabani'nin Kürdistan Yurtseverler Birliği kontrolü sağlamaktadır. daha seküler ve daha aşiret eğilimli bir parti görünümünde; fakat her iki parti de aile ve aşiret bağlarını ön planda tutmakta ve ikisinin tutarlı bir ideolojisi yok. Az da olsa, İslami, sol eğilimli ve etnik azınlık partileri de yerel ve bölgesel hükümetlerde koltuk sahibi.

1994'ten 1999 a kadar KDP ve KYB arasındaki gerginlik kardeşler arasında bir iç savaşı gibi sürdü. Öyle bir nokta geldi ki Barzani, Talabani'nin Süleymaniye'deki gücünü kırmak için Saddam Hüseyin'in ordusundan bile yardım aldı. Bu savaş Kürt halkının özelde Kürt liderliğine ve genelde de siyasete bakış açısını olumsuz kıldı.
Şimdi Kürdistandaki tüm önemli şeyler her parti için birer tane olacak şekilde ayarlanıyor. Her parti kendi bölgesel kabinesine sahip. Her bakanlıktan iki tane mevcut. Birbirinden farklı iki telefon sistemi var. İki çift televizyon ve radyo kanalı ve iki parti tarafından yönetilen üniversiteler. Bir yanda Bölgesel hükümetin lideri Barzani, diğer taraftan da, Talabani Bağdat'ta, resmi temsil oldukça yüksek olan Cumhurbaşkanlığı koltuğunda.

Her iki partideki ortak yön diğer Irak siyasi sınıflarında da olduğu gibi yozlaşma kültürü. Irak'ın geri kalan kısmında da olduğu gibi, petrol gelirleri hemen hemen denetimsiz ve paraların nereye gittiği belli değil. Bazı iddialara göre, 5 ile 12 milyar dolar arasında petrol geliri devlet bütçesine girmiyor. Hiç kimse tam olarak Kürdistanda ne kadar kaçak petrol olduğunu bilmiyor ama yolsuzluk söylentileri heryerde mevcut.
KDP'nin Yönetim ve Ekonomi Bakanlığında, planlama ve denetleme genel müdürü genç ve cömert Başkan Habib'le bir araya geldik. Plastik çiçekler ve gri bembe karışımı duvar kağıtlarıyla kaplı odası pejmürde bir suit oda görünümündeydi. Ortalıkta hiç kitap ve dosya yok. Koltuğunda oturmuş KDP gazetesini okuyor. Üç aydır burada olmasına rağmen Kürt ekonomisiyle ilgili genel bile olsa bir rakam veremiyor; çünkü hiç kimse de ona vermemiş böyle birşey. Lisans diploması var ama ekonomi planlamasında hiç tecrübesi yok.

Özür dileyip beni Finans müdürünün odasına doğru götürüyor. İsmi Raşit Hasan olan bu finans müdürü Başar'a göre daha yaşlı olan yönetici tavrıyla fakat bir o kadar da amatörce duruyor karşımızda. Bu odada da durum pek farklı değil. Çok az şey var ve neredeyse sıfır rakam. Bu sırada biri giriyor araya. Bir sekreter. Bir mütehitten alınmış birkaç yüzbin dolarlık bir çek elinde. Görünüşe bakılırsa söz konusu firmaya ödeme yapılmış da olabilir yapılmamış da. Kimse emin değil. Bu arada, Barzani çevreleri, nereden geldiği belli olmayan paralarla stadyumlara, boş alış-veriş merkezlerine ve lüks yapılanmalara devasa yatırımlar yapıyor. Bu tuhaf, çoğu boş hatıralar olan projeler Kürdistan'nın iki başşehri olan Süleymaniye ve Erbil'i çevreliyor.

Fakat aşiret, parti, devlet ve ticaretin içiçe geçtiği bu yozlaşmış düzen ortalama Kürtlerin de işine gelmiyor değil. Halkın sadakatini kazanmak için yarış içinde olan iki parti işlerin, evlerin, maaşların, jeneatörlerin, yeni okul ve sağlık kuruluşlarının oy kazanmak, etkin olmak ve itaat için kullanıldığı soğuk savaş sonrası kurulmuş bir patronluk oluşturmuş. Bir çiftiçinin dediği gibi "Bazen bu partiler insanlara nasıl hizmet ettikleriyle değerlendiriliyorlar."


Şu anda KYB kontrolünde olmasına rağmen KDP'nin de etkili olmaya başladığı Greda Boor köyünde Akran Enver ve ailesi soğan tohumları ayıklıyor. Bize bu tohumları bir sonraki sene tekrar kullanacağını söylüyor Enver. Saddam'ın 1980 sonlarında gerçekleştirtiği Enfal operasyonunu hesaba kattığımızda şartlar bundan daha da kötü olabilirdi. Yeni bir okulu ve sağlık kliniğini gösterirken bir yandan da söz verilen elektrik tesisatının geç kalmasından şikayet ediyor. Biraz gübre istediğini de notlarımızın arasına alıyoruz.

Petrol destekli politik sistem tuhaf bir dağıtım sistemine hizmet etse de, cezalandırıcı bir yönünü de beraberinde getiriyor.
Kerkük'ün kuzeyinde KDP kontrolünde olan Şeran isimli bir köyde salatalık ve domates ekimiyle uğraşan Nazwad Muhiadin: "Kendi yaptığımız çamurdan evlerimiz var." diyor ve ekliyor " KDP bu tuğlalı evleri onları destekleyenler için yaptırdı. Daha büyük bir jeneratör almak için diğer partiye geçtiğimizde, KDP bizi evi geri almakla tehdit etti sonuç ortada: o evimiz artık yok."
Bu parti sistemi ayrıca ABD'nin geniş özelleştirme programlarının uygulanması anlamına gelen resmi Kürt neoliberalizminin kurulmasına da hizmet ediyor. Parti çevrelerindeki serbest piyasa söylentilerine rağmen, herşey eskisi gibi yürütülüyor. Sigara, ev eşyaları ve halı gibi petrol dışı ekonomi sektörlerinin çoğu hala devlet tekelinde. Eğitim ve sağlık hizmetleri ücretsiz. İş gücünün %35'lik oranını devlet kullanıyor ve nüfusun %60'lık br bölümü çeşitli şekillerde devlet yardımı alıyor. 1960ların toprak reformu bir daha kullanılmamış. Tüm bunlar partilerin güçlerini artırıyor. Bu gelişmeler; çöp karıştırma, dilenme ve Güney yarım kürenin hepsinde mevcut olan büyük bir talanla karşımıza çıkan gerçek bir sefaletle karakterize olan rezilliğin bu bölgede olmamasına da yol açıyor.

Süleymaniyedeki Mostansary Üniversitesinden Mehmet Rauf Said hayal kırıklığıyla şunları söylüyor: "Özelleştirmeyi desteklediklerini söylüyorlar fakat şimdiye kadar yapılan hiçbir şey yok ortada. Bir plan sistemimiz yok ve hükümette ekonomi uzmanı yok. Böylece biz yiyiyoruz ve hükümet de devam ediyor."

Kafkas tehditkar geniş bir yüzü ve büyük gözleri olan irice bir adam. Adını oldukça meşhur bir Kürt soyundan alan bir Kürt koçeri. Hasırdan yapılmış, altı çubuk üzerine kurulmuş olan kara bir çadırın önüne açılmış yün bir halının üzerine bağdaş kurarak oturuyor. Bir yandan konuşurken bir yandan da sigarasını ve kulplu bir bardaktan da çayını içiyor.

Bu çadırda Kürt kültürünün en mükemmel örneği duruyor karşımızda fakat konumuz Irak'a karşı tüm Kürtlerin birlik içinde olduğu bağımsızlık rüyaları hakkında değil. Şikayetler daha çok zengin veya fakir diğer Kürtlerle alakalı.

"Bu hayat yılan zehiriyle karışmış bal gibi. Özgürlük gibi görünüyor fakat sadece kiralıyoruz." diyen Kafkas koyunlarının otladığı aşağıda uzanıp giden nadaslı toprağı ve bir ay önce otladıkları ileride yükselen çıplak dağları işaret ediyor. "Ağa, yani toprak sahibi tüm bunları kontrol ediyor ve partiler, belediyeler, herkes ağalara hizmet ediyor. Ağa onlara hediyler sunuyor ve onlar da o ne isterse onu yapıyor." diyor


Kafkas kızgın ama, daha yaşlıca biri olan oturduğumuz çadırın sahibi korkmuş gibi.
"Bunlardan bahsetme! Yabancıların yanında bu tür konularda konuşmamalısın." deyiveriyor. Damara bastıkça açılan: kır yaşamında sınıf gücü. Kafkas büyüğünü ve geleneklerini bir kenara atıp bu anda kızgınlıklarını sıralamaya devam ediyor. Yaşlı adam da kalkıp çadırın dışında gezinmeye başlıyor.

Daha önceleri Kürdistan, toprak sahipleri yani ağalar tarafından kontrol edilirdi. Bunlar bazen klan liderleriydiler; fakat her zaman feodal beyler olarak hareket eden, küçük küçük yardımlar yapan, vergi alan, anlaşmazlıklarda başvurulan ve cezaları uygulayan zengin kişilerdi. 1958den sonra, General Kasım İngilizlerin denetiminde kurulmuş Haşimi monarşisini yenilgiye uğrattığında, ağalık sınıfını kaldırmak için geniş kapsamlı bir toprak reformu yapıldı fakat yine de ağalık tamamen ortadan kaldırılamadı. Saddam döneminde ağalar Cahş denilen hükümet yanlısı Kürt militanları, isyancı peşmergelerin öldürülmesi ve onlara işkence edilmesinde yönetiyordu. Sonra bu Cahş'tan bazı kesimler taraf değiştirdi. Şu sıralar hükümette ve partide görev alabilmek, ihale kazanabilmek için, ağalar sermayelerini ve eğitim imkanlarını politik olarak şaşkın durumdaki KYB ve KDP çeverelerine tahsis ediyor.

Delver Ömer Ebu Bekir Kafkas'ın çadırına yakın Degala kasabasınn KDPli belediye başkanı. Anıldığı adıyla Başkan Ömer hem kibar hem de savunmacı biri. Bir film yıldızının şiddetli ve derin güzel bakışları var ve sürekli üçüncü şahısı kullanarak konuşuyor. Gösterişine bakıp ona 36 yaşından daha genç göründüğünü sordum ve biraz kendinden bahsetmesini istedim. Önce gülümsüyor şöyle bir ve sonra da gizemli, tipik bir Iraklı edasıyla itiraf etmeye başlıyor.

"Kalbimde ağalara karşı bir nefret var. Bize karşı savaştılar." diyor hukuk okumadan önce kendisi de peşmerge olan başkan ve ekliyor:" Fakat ağalar normal insanlardan daha zeki. Sabırlı ve saygılılar. Normal halk, elbiseleri kir içinde ve kızgın bir şekilde geliyorlar. Bu yüzden ağalar daha etkileyici."

Başkan, daha sonra da çıkarılan resmi toprak reformuna rağmen bazı ağaların hala bazı alanları özel mülkmüş gibi kullandığını ve kanunlara aykırı olarak bu topraklarda kira topladığını anlatıyor.

Erbil'in dışından göründüğü kadarıyla, uzakta çıplak dağın bitişinde silahlarla korunan ve bölgeyi denetleyen renkli camlı sarı bir ev var. İçinde Adal Ebu Şhwara (yani kocabıyıklı) ikamet ediyor. Gereçekte de gülünç derece büyük bıyıkları var. Saddam döneminde Özel Acil Durum Tugayı olarak bilinen bir Cahş birliğini yönetmiş. galiba herkes onu tanıyor ve aynı şeyleri anlatıyor: Saddam'ın Kürt katillerinden biriymiş. Şimdi Adal bir Birleşmiş Milletler güvenlik müfrezesine başkanlık ediyor.

Pelüş beyaz halılı, altın renginden perdelerle çevrelenmiş, süslü ahşap kanepeleri olan ve Kürtçe müzik çalan büyük bir plazma TV nin içinde olduğu oturma odasında, Adal Ebu Shwara Ağa bir yandan elindeki kolasını yudumluyor bir yandan da ağalık geleneklerini anlatıyor bize.

"Ağa olmak da bir meslektir. İnsanlara hizmet ediyoruz. Onlara toprak veriyor iş sağlıyoruz. Tüm arabalarımız kazalardan sonra çukurlara batmış arabaları çekmek için zincir bulundurur yanında. İşte bu yüzden bu evi yol kenarında kurduk."
Eleştiriler partilerin ağaları oy toplamak için kullandıkları yönünde. "Evet.Doğrudur ama Talabani'nin bölgesinde Barzani için oy toplamak da kabalık olur. Aynı şey Barzani bölgesinde de geçerlidir. Bu yüzden kısıtlamalar var." diyor Ağa.

Altın Köprü, Kürdistan'ın resmi sınırlarının dışında, Kerkük ve kuzeye yakın petrol zengini bir yer arasında kalan, uzun süre Türkmen kalmış ve adı da Türkmence olan fakat son iki yıldır Kürtlerin çoğunlukta olduğu bir şehir. Burası Küçük Zap Nehrinde verimli topraklar ve kum birikintileri ile çevrelenmiş meyilli bir ada üzerine kurulmuş. Buradaki nüfus son iki yılda Kürtlerin kuzeyden ve Türkmenlerin de Kerkük ve Musulun doğusunda tırmanan şiddetten kaçarak gelmesi ile ikiye katlanmış.

Kerkük ve petrol alanları çeveresindeki bu bölge, demografik bir savaş alanı. Kuzey bağımsız olsun ya da olmasın Kürt liderler buranın Irak Kürt Özerk Bölgesinin resmi kontrolü altında olmasını istiyor. Kerkük'ün kaderini belirleyecek olan 2007 referandumuna hazırlık olarak da Kürt peşmergeler somut kanıtlar yaratmaya çalışıyor. Türkmenlere göre KYBli ve KDPli aktivistler tüm sivil hizmet işlerini ve politik gücü zorla elinde tutuyor. Bazıları da Kürtlerin kuzeyden insanlar getirerek Altın Köprüde oy kullanmaları için buraya kaydettiğini iddia ediyor fakat sokaktaki Kürtler ve KDP bunun kesinlikle yalan olduğunu söylüyor.

"Durum Altın Köprü'de sadece gergin. Oysa Kerkük patlamaya hazır bomba." diyor Türkmen Cephesinden Adnan Zada. Zada'nın "Bizler silah taşıyamayız çünkü bizler azınlığız." iddasına rağmen adamlarından bazılarının kemerlerine asılı silahları gözden kaçmıyor.

Çoğu bakımdan Kerkük patlamaya başlamış bile. kendine Çiko denilmesini tercih eden Muhammet Ali isimli ev boyacısı ailesini gördükten sonra Toronto'ya doğru yol alıyor. "Her gece çatışma, her gece patlama vardı. On gün boyunca hiç dışarı çıkmadığımız oldu. Eğer bir yangın görürsem içine mi atlayacağım? Tabiki hayır ve bu da çoğu Kerküklünün yaptığı şey; yani gitmek." Kerkük'teyken iki üst rütbeli Türkmen polisinin öldürüldü ve 1 Kasımda bir arabada kayıtlara geçmeyen oldukça büyük bir patlama oldu.

Fakat Çiko için en kötü olay, polis kıyafeti giymiş insanların kuzenini kaçırıp fidye olarak 40 bin dolar istemeleri daha sonra yapılan pazarlıklarla 20 bine razı olmalarında olmuş. Ona göre kuzenini kaçıranlar kesinlikle Süleymaniye'den Kerkük'e gelmiş etnik eşkıyalardı. Kardeşinin evi ve iş yeri Kürtler tarafından gasp edilmiş. Kardeşi de tazminat alamadan İstanbula taşınmış.

Kerkük cıvarında Araplar da baskı altında. Altın Köprü'nün hemen altında, 1980de köyünden edilmiş fakat ABD öncülüğündeki işgalden sonra tekrar dönmüş olan Ahmet Hüseyin Ahmet isimli bir Kürt çiftçisi ile konuşuyoruz. "Buraya Saddam tarafından getirtilmiş Araplar şimdi gidiyor. Kendi toprakları olmadığını bildikleri için de şiddete yer vermeden gidiyorlar." diyen Ahmet bize Altın Köprüde bir kaç köyün boşaltıldığını da bildiriyor.

Bu tırmanan etnik gerilim br bölünmenin başlangıcı ya da 2007 Kerkük referandumuna büyük bir hazırlık olarak, birleşik bir Irak içinde daha etkin ve güçlü olmak isteyen Kürt partilerinin attığı adımlar olarak okunabilir. Fakat Türkmen ve Araplar Kürt politik gücüne güçle cevap verirlerse peşmergeler de buna karşılık olarak onları isyancı olarak sayıp gerilimi artırmaları Irak'ın son dönemlerinde yaşadığı en kötü iç savaşı olacaktır.

KDP'nin Erbil'deki peşmerge işleri başkanı olan Hamit Efendi Irak'ın güvenlik çıkmazı hakkındaki çözüm önerisini sunarken şunu söylüyor: "Saddam'ın planını kullanacağız." 1961den beri gerilla savaşçısı olan saçları yana yatık Hamit efendi aksanlı İngilizcesiyle bastırarak Kerkük'ün Kürt olduğunu söylüyor. Yorumları olası en-kötü senaryolara bir bakış adeta: "Amerikalılar çok yumuşak. Biz teröristleri sokak ortasında bile öldürürüz. Evlerini yıkar ailelerini öldürürüz. Onlara karşı çok sert oluruz!"