KÜTÜPHANE | DİĞER YAZILAR

Enver Hoca'nın Ölümünden bu yana

Arnavutluk'taki politik gelişmeler

Arnavutluk Birleşik Komünist Partisi

Enver Hoca’nın Nisan 1985’te ölümü">

KÜTÜPHANE | DİĞER YAZILAR

Enver Hoca'nın Ölümünden bu yana

Arnavutluk'taki politik gelişmeler

Arnavutluk Birleşik Komünist Partisi

Enver Hoca’nın Nisan 1985’te ölümü, Partinin ve devletin liberal-bürokratikleşme sürecinin başlangıç noktası, bu da sonunda halk iktidarının (proletarya diktatörlüğü) devrilmesine neden olmuştur. Ilk adım, sonu gelmeyen tartışmalar, nutuklar ve övgüler oldu. 16 Eylül 1982’de Peza Konferansı’nın yıldönümü toplantısında (faşist Ütalyan işgalcilere karşı mücadele etmek için din, bölge, görünüm farkı gözetmeksizin halkın örgütlenmesinin 60. yıldönümü) Enver Hoca yoldaş "dava arkadaşı" Ramiz Alia’ya görevi devretti. Bu andan itibaren Ramiz Alia halkın sorunlarını ve taleplerini öğrenmek, partinin halkla olan ilişkisini ve kadroları değerlendirmek için ülkenin bütün bölgelerini dolaşmaya başladı.

En belirgin olgu, işçılerin ve köylülerin Enver Hoca’ya büyük ilgisiydi. Ders öğrenilmişti ve Alia, Enver övgüleriyle Arnavutluk’u dolaşarak Enver’in sadık bir takipçisi olduğunu ve onun yerine geçmeyi hakettiğini göstermeye çalıştı. Sonraki yıllar gösterecekti ki Alia bu yolla Partinin inançlı bir evladı olduğu ve Enver’in yolundan gideceği konusunda halkın güvenini kazanmaya çalışıyordu.

Kooperatif çiftliklerindeki, işletmelerdeki ve devlet kuruluşlarındaki sonsuz toplantılar, işgünlerinde düzenlenen kitlesel eylemler üretimi etkiledi. Bunun yol açtığı kaos ve üretimdeki önemli düşüş giderek ilerlemeye zarar veren bir ortam yarattı.

Sadık komünistler, fedakarlık yapmaya alışkın yaşlılar, öncü işçiler ve köylüler ve sosyalizmin geleceği konusunda ilgili devrimci aydınlar, kötü ünlü "kendi kendini finans" (aslında kendi kendini idare) programına karşı çıktılar. Bu program, "kabuğu kırma" ve ekonomiye "büyük bir sıçrama" sağlama programı olarak sunuldu. Ama onların protestolarına kulak verilmedi. Partinin ve devletin devrimcileştirilmesine devam etmek için gerekli tedbirleri almak yerine Alia, "bayağılığa karşi kampanya" adı altında başka bir deneme balonu uçurdu; bu yolla, durumundan hoşnut olmayan kariyeristleri kendi etrafında birleştirmeyi amaçlıyordu.

1989’da Alia mahkeme kararlarına rağmen sabotörler, saptırıcılar ve yabancı istihbarat servisi ajanlarına af ilan etti. Bu durum, işçi ve köylülerden iktidarı alma talebiyle henüz açıktan ortaya çıkamasalar da, karşı devrimci güçlere başka kampanyalar başlatması için cesaret verdi. Bunların başında kariyeristler, şarlatanlar, ikiyüzlüler, en imtiyazlı sosyal tabakalar (bunlar hazırladıkları yeni sistemde kendi imtiyazlarını çoğaltmayı hedefliyordu), karakter bozukluğu nedeniyle görevlerinden alınmış olan bürokratlar ve liberaller ve partiden atılmış kişiler geliyordu.

Alia "siyasi ve ekonomik reformlar" yoluyla çalışmanın kesintiye uğramasına yol açtı ve halka et, süt, yumurta, yağ, peynir, sebze ve hatta ekmek gibi temel gıda maddeleri tedariki her geçen gün kötüleşti. Üşgücü disiplinindeki yozlaşmanın sonucu olarak konut, ulaşım, sosyal hizmetler ve hatta sıhhi tertibat önemli ölçüde geriledi. Dönek Alia, halkın geniş kesimlerinin devrimci deneyimini değerlendirmek yerine "uzun süren kuraklığı" suçladı ve "demokratiklerşme" sloganı altında Partiyi ve halk iktidarını toptan çöküşün eşiğine getirdi.

Parti liderleri gereksiz toplantılarla uğraşıp kitlelerle bağlarını ve güvenlerini yitirdiler. Basın yanlış bilginin ve oportunizmin beşiği haline geldi, Avrupa, Japon, Amerikan, Kuzey vb. "sosyalizmi"ni göklere çıkardı.

Bütün bunlar, bu açıktan revizyonist çizgiye muhalefetini ifade eden dürüst komünistleri, işçileri ve köylüleri isyan ettirdi. Hatta istihbarat servisinin bir bölümü de onlarla birlikte hareket etti, ama boşuna. Hoşnutsuzluğu giderek artan halkın geniş kesimlerinin pasifliğe yönelmesi karşı devrimci güçlere haksızlık ve ihmalin çok olduğu şehirlerde sokaklara çıkma fırsatı verdi.

Elçilik olayı en ciddi olay oldu; Sosyalist Arnavutluk’a ve dünyadaki Arnavutlara karşı yürütülen ayrıntılı bir Batı planıydı. 2 Temmuz’da uluslararası göz Kacanik Toplantısı’na çevrildi; şoven Sırp rejiminin ulusal baskısı nedeniyle bu toplantı Federasyondan ayrılma yolunda olan Kosovalılar için büyük önem taşıyordu. 5000’den fazla kişi ülkeyi terketmeye teşvik edilerek yeni toplu göçler alevlendirildi. Elçilik göçmenlerini kötü sözlerle mahkum eden Kadare Fransa’dan siyasi sığınma talep etti. Tiran toplantısı karşı devrimcilere doğru sinyali verdi, ve onlar bu avantajı kullanamadığı için Parti kendisini devrimcileştirmeye başladı. Ama artık çok geçti; dejenerasyon çok ilerlemişti. Alia’nın eylemleri, kendisinin daha sonra anılarında kabul ettiği şeyleri amaçlıyordu: sosyalizmin tasfiyesi ve kapitalist sistemin restorasyonu.

Asıl güçler dengesi Şubat 1991’de Enver Hoca’nın Tiran meydanındaki heykeli yıkıldığında gösterildi. Bu skandal vandalizm eylemine karşı halk öfkesini Arnavutluk çapındaki kitlesel gösterilerde ortaya koydu; Alia hain olarak mahkum edildi. Göstericiler tek ağızdan şunları haykırdı: "Başkan bir haindir!", "Başkana idam!", "Yaşasın Enver Hoca!". Aslında halkın üçte ikisinden fazlası sosyalizm yolunda yürümeye devam etmek istiyordu, ki bu rakam aynı yıl 31 Mart’ta yapılan seçimlerde doğrulandı. Karşi devrim geçici bir süre geri çekilmek zorunda kaldı, fakat 10. Kongre’de Alia AEP’i tümden yoketme sinyali verdi.

Bu an, karşı devrimci güçlerin iktidara gelmek için harekete geçtiği andı. Öte yandan AEP'in devrimci üye ve taraftarları Alia'yı Marksizm-Leninizm döneği olarak mahkum etti.

23 kasım 1991’de (Adalet Bakanlığının onayından 14 gün sonra) Milloshi kendisini Partinin lideri ilan ederek parti ilkelerini ihlal etti. Gjirokastra bölgesi temsilcisi derhal bu eylemi "Partiye karşı tehlikeli bir darbe" olarak kınadı ve bir karara varması için bir Girişim Komitesi kurulmasını talep etti (kurulduktan sonra bu komite …rgütleme Komitesi olarak anılıyor). Bu maceracı "birleşik bir parti" bahanesiyle sistematik olarak Parti basınını, Partinin Mart 1992 seçimlerine katılmasını (nisbi temsil) ve tüm Parti işlerini sabote etti.

2 Mayıs’ta Kore’ye giderek dünya sosyalizminin (yani Kore, ‚in, Küba, vb.) varlığını kabul ettiğini belirten oportunist bir deklarasyon imzaladı ve komünistlerin işlerine karışmanın ödülü olarak karşılığında arabalar, gıda malzemeleri ve finansman elde etti. Milloshi Kore’ye gittikten sonra AKP Merkezi …rgütleme Komitesi’nin ilk toplantısında o ve "Kim Il Sung Onemli bir Marksist-Leninisttir", "Kore gerçek sosyalizmi inşa ediyor" gibi beyanları mahkum edildi. Gjirokastralı delegeler çoğunluk ile oy kullandı ve şapkın ve sabotajcı faaliyetlerinden dolayı Milloshi tutumunu açıklamak üzere Gjirokastra’ya çağrıldı. Bu andan itibaren Milloshi bu bölgedeki bütün komünistlerle ilişkisini kopardı ve AKP Merkezi Örgütleme Komitesi’ne de aynı tutumu takındı.

16 Temmuz 1992’de Tiran’daki ABD elçisi William Ryerson’un önerilerine uygun olarak Parlamento faşist karakterde birçok karar çıkardı:

- APK’nın yasaklanması
- Bütün komünistlerin işlerinden çıkarılması
- Tüm eski hizmetlilerin silahsızlandırılması
- Kurtuluş Günü’nün ulusal bayram olmaktan çıkarılması
- Halk Kahramanları’nın -Enver Hoca, Hüsni Kapo ve Müslim Peza- Ulusal Şehitlik Mezarlığından çıkarılması
- Enver Hoca’nın eşi Necmiye Hoca ve daha sonra da oğlu Ülir Hoca’nın tutuklanması
- Sosyalist Parti lideri Fatos Nano’nun gıda yardımında dolandırıcılık suçlaması ile tutuklanması (bugüne kadar bu suçlama hala kanıtlanamadı)
- Alia’nın başlattığı yoldan devam ederek emperyalizme diz çökme politikasının benimsenmesi, vb.
Siyasi muhaliflerinuydurma suçlamalarla yargılanması her seviyede gerçekleşti. Bütün ilerici aydınlar, özellikle gazeteciler hedef alındı. Birçok komünist tutuklandı ve Ütalyan ve Hitler işgalcilerininki kadar kötü koşullarda tutularak işkence yapıldı. Birçoğu hücre cezasında öldü. Berisha’nın polisleri tarafından uygulanan beyaz terör, Kosova’da Sırp polislerinki kadar kötüydü.

Ulusal ekonominin çökertilmesi en büyük suçlardan biriydi ve ülkeyi bütünüyle Batılı emperyalist güçlere bağımlı hale getirdi. Bu durum işsiz sayısını büyük oranlara çıkardı; 5.000’den fazla Arnavut ekmek peşinde dünyanın yollarına döküldü. Daha acı bir durum da gençliğin kaderiydi; 30.000 genç kız Batı Avrupa’da fuhuş yapmak üzere mafyaya teslim edildi.

Alia ve Nano’nun küçük dükkanları ve işyerlerini ucuza özelleştirme yoluyla küçük ve orta burjuvazi sınıfını yaratması gibi Berisha da en kirli araçları kullanarak bir zengin burjuvazi sınıfı yarattı.
Demokrat Parti’nin programı altında adalet sistemi büyük darbeler aldı. †ç-altı ay içinde yeni Demokrat Parti hakimleri "eğitildi", fakat en basit davaları bile çözmekten aciz olduklarını gösterdiler. Yolsuzluk, kaçakçılık ve diğer bütün kanun dışı eylemler kısa sürede gelişti ve Batılı işadamlarının bile iştahını kabarttı. Berisha’nın "en karlı bitkileri ekme" çağrısı halkı Cannabis gibi yüksek karlı narkotik bitkiler yetiştirmeye teşvik etti. 50 yıldan fazla süredir bütün gücüyle çalışıp özgürlük ve Arnavutluk’un inşası için mücadele edenler için yaşam oldukça zorlaştı. Emekli aylıkları öyle saçma derecedeydi ki ekmek ve kahve için bile yetmiyordu; doktor ve öğretmenlerin absurd maaşları da hoşnutsuzluğa neden oluyordu. Gizli polis bir terörızm aygıtı haline geldi; Berisha muhaliflerini suikastlar ve çocuk kaçırmalar yoluyla sindirirken onları kullandı.

Berisha’nın mahkum edilecek diğer eylemlkeri ulusal dilin ihmal edillmesi, Kuzey ile Güney arasındaki uçurumun büyümesi, şehit ve kahramanların küçük düşürülmesi, ordunun ve devletin zayıflatılması, piramit şirketlerinin yaratılması, kültür, eğitim ve bilim kuruluşlarının tahribatı ve gençliğin yozlaştırılmasıdır.

Bütün bunların sonucu olarak, faşist diktatörlüğe ağır bir darbe vuran 1997 ayaklanmaları gelişti. Batılı güçlerle işbirliği halindeki yeni burjuvazi, hedeflerine tam olarak varamasa da bunları kullanmak istedi. Halkın anti-faşist bilincinin gelişmesinde inkar edilmez rollerine karşın komünistler bölünmüş ve karmaşa içınde olduklarından bu halk hareketinde önder rol oynayamadılar. Ayaklanmalar kısa sürede ülkenin geleceği için hayırsız sonuçlar doğuran anarşik bir harekete dejenere oldu. Berisha tehlikeli bir iç savaş provoke etmeyi hedefliyordu, ama "ordu bir karpuz kadar yumuşak olduğundan" bunu başaramadı (dönemin Savunma Bakanı Zhulali’nin sözleri). Ordu, yeşil üniformalı ve kızıl kalpli askerlerden oluşuyordu, çünkü halk ve vatan sevgisiyle eğitilmiş askerlerin yerine birden yenilerini getirmek mümkün değildi.

Haziran 1997 seçimleri, yeni müttefiki Milloshi'nin Berisha’ya verdiği yardımlara rağmen Demokrat Parti için büyük bir darbe oldu. Berisha Arnavutluk’u destabilize etmek için 14 Eylül 1998 darbesine kadar elinden gelen ne varsa yaptı. Drenica bölgesi katliamlarla yerle bir edilirken Milloshi’nin Mart 98’de yaptığı bir açıklama ile 'Sırplarla Kosovalıları anlaşmaya' çağırması, Milloshi'nin revizyonizm yoluna girmiş olduğunun göstergesidir. Bu öyle bir yoldur ki bağımsızlık savaşlarını ortadan kaldırmayı ve halkların emperyalist güçlere teslim olmasını hedefler.

1997 olayları, 27 Mayıs 97’de Berisha’nın haydut ve kriminallerle işbirliği halinde halkın oylarını çaldığını gösterdi. Berisha’nın Avrupalı destekçileri, Arnavutluk’un neo-Nazi bir politikaya tümden teslimiyetini hedefliyordu (Berisha liderliğindeki Demokrat Parti’nin politikası böylesi bir politikaydı). Avrupa ve ABD’nin -kimi zaman çatışma kimi zaman da anlaşma içindeki- bu tutumu onların Arnavutluk’a büyük ilgi duyduğunu ve orada kimin hakimiyet kuracağını kararlaştırmak için büyük bir mücadele verdiklerini gösterdi. Berisha’nın faşist terörünün en karanlık yıllarında Batılı devletler bu tür hükümeti övmekten bir dakika geri durmadılar, ki bu politika 1997 başlarında (ayaklanmanın ilk günleri) zirvesine vardı. O donem dedikleri şuydu: "reformlarına devam etmesi gereken Arnavutluk’u destekliyoruz."

Sosyalist Parti’nin iktidara gelişiyle durum değişti; herşeyden önce iç yaşamın defaşizizasyonu ile. Komünist Partiyi yasaklayan kanun kaldırıldı; basın ve gazetecilere bazı tavizler verildi; ve gizli polisin faaliyetleri engellendi. Ancak Nano hükümeti Berisha rejimine dokunmayarak hükümetin hızlı bir şekilde düşmesi olasılığını devam ettirdi; Berisha-Rugova-Bukoshi darbesi halkın desteğine sahip olmadığından bu henüz gerçekleşmedi.

Üki yıldan fazla bir süredir genç kriminaller tehlikeli çeteler kurarak şehirlere korku saldılar ve büyük bir güvensizlik ortamı yarattılar. Berisha’nın anti-ulusal polisi tarafından çökertilen ekonomi belini doğrultmak bir yana düşmeye devam ederken halkın yeni burjuva politikacılar sınıfına karşı duyduğu nefret artıyor. Halk hergün sosyalizmin şanlı günlerini, özellikle Enver Hoca döneminde tarım, sanayi, eğitim ve bilimde kaydedilen muazzam dönüşümleri yadediyor. Gerçekle bağı olan hiç kimse bunu inkar edemez. "Our Time" adında bağımsız bir derginin ulusun en çok sevdiği 10 kişiyi tesbit etmek için yaptığı bir ankete göre Enver Hoca, Üsmail Kemali’nin ardından (1912’de bağımsızlığı ilan eden kişi) ikinci sırada geliyor.

Eğitim, sağlık, çevre geçen on yılda büyük kayıplar verdi. Cehalet, bulaşıcı hastalıklar, meyve ağaçlarının ve bağların yaygın bir şekilde yakılması bugün görülen korkunç olgular. AIDS, sıtma, kolera, tüberküloz, çocuk felci, kirli suların neden olduğu salgınlar, araba kazaları, rastgele ateşlemeler Arnavut istatistiklerinde yeni bir sayfa oluşturuyor. Yüzlerce kişi yaşam içın gerekli olan asgari besinden yoksun; pekçok kişi de ülke dışında yoksullukan ölüyor. Bu kirli havada, ağaçsız ve çiçeksiz bir ortamda suç, yoksulluk ve fuhuş büyürken, astronomik gelirlere sahip ve vekilleri, diplomatları, bakanları ve polis şeflerini kapsayan bir egemen sınıf görülüyor. Bu gerçeğe isyan eden sıradan insanlar soruyor: "Biz ve siz kaybettiğimiz iktidarı ne zaman geri alacağız?"

Ancak komünist hareket bunun gerçekleşmesi için gereken seviyenin altında ve Beşinci Kol bunda rolünü oynadı. Aç gözlü kariyer düşkünü unsurlar sahte komünistlerin saflarımızdan temizlenmesine engel olurlar. Ama zaman bizim tarafımızda. Kapitalizm yok olmaya mahkum ve revizyonist kölelerini de birlikte götürecek. Partimiz gerçek bir M-L parti haline geldiğinde, üyeleri özü ve sözü ile kitle önderleri haline geldiğinde, sınıfları proletarya için yaşamlarını bile vermeye hazır hale geldiğinde bu gerçekleşecektir.

Biz böyle bir parti inşa etmeyi hedefliyoruz ve Marx, Engels, Lenin, Stalin ve Enver’in deneyimleri üzerine inşa edebileceğimiz için de kesinlikle başaracağız.
"ISML", No. 7, 2000