KÜTÜPHANE

 DÜNYA EKONOMİSİ

KÜTÜPHANE

 DÜNYA EKONOMİSİ
Eva Cheng
(kaynak:Green Left Weekly - tarih: 04.12.2005 )
300 bin kişi hayatını kaybetmesine yol açan Tsunami felaketinin Aralık 2004'te Asya ülkelerinin kıyılarını vurduğunda dünya şoka uğramıştı. Fakat "ağır çekim" felaketler, gelişmemiş ülkelerde her saat yaklaşık 1200 çocuğun ölümüne neden olarak, tsunaminin yol açtığı ölümcül yıkımın üç misli zarara yol açarak rutin bir biçimde devam etmektedir.

Bu ölümlerin çoğunluğu kolaylıkla önlenebilir niteliktedir. Problemin temel nedeni, Üçüncü Dünya'nın Batı Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya ve Avustralya'nın zengin ülkeleri kapitalist sınıflarının asırlardır süren sömürgeci yağma ve emperyalist sömürüsünün sonucu olarak dünya nüfusunun çoğunluğunun yapısallaşmış yoksulluğudur. Dünya ekonomisine hakim olan büyük şirketlerin ve bankaların sahibi süper zengin aileler Asya, Afrika ve Latin Amerika'nın az gelişmiş ülkelerinin zenginliklerini daha fazla emebilmek için faaliyetlerini boyutlandırmaktadır.

ABD'nin kapitalist yöneticileri, ABD'nin petrol zengini Irak'a işgal edebilecek ve kukla bir yönetim yaratabilecek vahşi bir askeri mekanizmaya sahip olduğunu gösterdiler. Tabi ki Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde bulunan yapısal yoksulluk sadece askeri güçle değil aynı zamanda ticari ve diğer alanlarda yoksulluğu yenmelerini engelleyecek yapısal mekanizmalar tarafından da sürdürülmektedir.

Bütün bunlar olurken zengin ülkelerin ekonomik ve politik elitleri dünya yoksulluğunu ortadan kaldırmak için ciddi bir faaliyette bulundukları izlenimi vermeye devam etmektedirler. Sözde küresel yoksulluğu çözmeye yönelik kağıt üzerinde sonu gelmez planlar oluştururken, bir yandanda bu planları uygulanır olmaktan çıkaran politikaları Üçüncü Dünya ülkelerine dayatmayı sürdürmektedirler.

Beş yıl önce, Birleşmiş Milletler'e üye 180 ülke 2015 yılında gerçekleştirilmek üzere aşağıdaki "Milenyum Gelişme Hedefleri" (MDG) üzerinde anlaşmaya varmışlardı:

Günde 1 $'ın altında yaşayan insan sayısını ve yetersiz beslenmeyi yarıya indirmek.

Evrensel temel öğretimi başarmak.

Temel ve ikinci düzey eğitimde cins eşitsizliğini ortadan kaldırmak.

Beş yaş altı çocuk ölümlerini 2/3 oranında azaltmak.

Anne ölümlerini ¾ oranında azaltmak.

Genel olarak yayılan AIDS ve diğer ölümcül hastalıkları durdurmak ve azaltmak.

Güvenli su ve yeterli sağlık hizmetlerinden mahrum insan sayısını yarıya indirmek.

Yoksul ülkelere için gerçekleştirilecek özel önlemlerle yardım ve ticareti reforme etmek.

Beş yıl sonra duruma bakalım. 7 Eylül'de açıklanan BM İnsani Gelişim Raporu şöyle demektedir: "Ülkelerin çoğunluğu MDGlerin bir çoğundan uzak durumdadır. Bazı anahtar alanlarda insani gelişim düzeyi düşmekte ve uzun zamandır devam eden derin eşitsizlikler genişlemektedir. Hiçbir diplomatik formülasyon veya nazik terminolojinin şu basit gerçeği örtmesine izin verilmemelidir: dünya yoksullarına verilen sözden geri dönülmektedir."

Rapor devam ediyor: "temel önemdeki konularda ciddi hiçbir ilerlememe sağlanmadığını çok daha net olarak görülüyor. Zengin ülkelerin ticaret politikaları, küresel zenginliğin yoksul ülkeler ve halklarla adil bir biçimde bölüşümünü engelliyor. Geçmiş 15 yıla baktığımızda gelecek 10 yıl içinde çok daha az insani gelişim olacağını söylemekte kehanet olmayacaktır."

BM raporu şu gerçekleri ifade etmektedir: "Küresel gelir dağılımı trendleri üzerindeki tartışmalar tüm hızıyla devam etmesine rağmen eşitsizliğin yapısına dair tartışmalar ise gündeme pek fazla gelmiyor. Dünyanın en zengin kişisi en yoksul 416 milyondan daha fazla toplam gelire sahiptir. Bu gelir dağılımı farklılıklarının dışında dünya nüfusunun % 40'ı oluşturan 2,5 milyar insan toplam küresel gelirin % 5'ine tekabül eden günde 2 $'dan daha az bir gelire sahiptir. Neredeyse tamamı emperyalist ülkelerde yaşayan en zengin % 10 ise toplam gelirin % 54'ini almaktadır."

BM raporu insani gelişimi "İnsani Gelişim İndeksi" (İGİ) denilen ve gelir, eğitim ve sağlık koşullarına dayanan üç boyutlu bir sistemle ile ölçmektedir. Her üye devlet her yıl değerlendirilmeye alınmakta ve ona bir İGİ değeri verilmektedir. 2005 yılı İnsani Gelişim Raporu'na göre, 2003 yılında, toplam nüfusları 460 milyon eden 18 ülkenin İGİ göstergesi 1990 yılından daha azdı. Rapora göre bu düşüş beklenen bir durum değildi: "Gittikçe zenginleşen küresel ekonomik koşulların tam ortasında 10,7 milyon çocuk 5. doğum gününü görmeden hayatını kaybetmekte ve 1 milyardan fazla insan günde 1 dolardan daha az kazanarak mutlak bir yoksulluk içinde yaşamaktadır. HIV/AIDS salgını tek başına insani gelişimde en büyük bozulmaya neden olmuştur. Bu hastalık 2003 yılında 3 milyon kişinin ölümüne neden olmuş ve 5 milyon kişiye de bulaşmıştır. Milyonlarca çocuk da öksüz kalmıştır"

Zengin ülkeler bu felaketten sorumlu mudurlar?
Şüphesiz ki sorumlular. Bu ülkeler sistematik olarak yoksul ülkelerin altını değişik yöntemlerle oymayı sürdürmektedirler.

Tarımsal Destekler

Bunun daha az görülen ancak güçlü araçlarından biri tarımsal desteklerdir. ABD ve Avrupa Birliği (AB) tarafından yönlendirilen zengin ülkeler bir çok az gelişmiş ülkenin geçim kaynaklarını ve ihracat gelirlerini zengin ülkelerin tarım endüstrisini ve kapitalist çiftçilerini milyarlarca dolarlık destek sağlayarak sabote etmektedir. Bunu yoksul uluslardaki küçük çaplı çiftçileri mahvedeceğini bile bile yapmaktadırlar. Aşırı üretim yönünde desteklenen zengin ülke çiftçileride ürettiklerini dünya pazarına akıtmaktadır.

Az sayıda bazı ülkeler sanayi ürünleri ve bununla bağlantılı ihraç kalemlerini yakın dönemde artırmış olmakla birlikte tarım ürünü ihracatı bir çok az gelişmiş ülke için hayati önemde olmayı sürdüryor. Az gelişmiş ülkeler 1980'li ve 90'lı yıllarda sanayi ürünleri üretimini yılda % 5 oranında artırmış olsalar da –gelişmiş kapitalist ülkelerden iki misli daha fazla- bu artışın neredeyse tamamı doğu Asya'dan kaynaklanmıştır. Gelişmiş kapitalist ülkeler % 70'lik bir payla hala küresel sanayi üretimine hakim durumdadırlar.

Azgelişmiş 50 ülke ihracat gelirlerinin en az % 25'ini tarımsal üretimden karşılamaktadır. Bunların bir çoğu, özellikle de Sahra Altı Afrika'sındakiler, çok dar bir ürün yel pazesine sahiptirler.

Egemen emperyalist üreticiler tarafından gerçekleştirilen manipülasyonlar nedeniyle bu ürünlerin fiyatları, bazı sınırlı ürünlerde meydana gelen kısa dönemli artışlar dışında sanayi ürünlerine kıyasla aşağı doğru kıvrılan spiral bir yörüngeye kıstırılmıştır. Bu durum ciddi bir şekilde bir çok az gelişmiş ülkenin ticari faaliyetlerinin ve kritik ihracat gelirlerinin altını oymaktadır. 1996-2001 yılları arasında bütün temel mallar için birleşik fiyat endeksi, gerçek değerlerle, % 53 oranında hızlı bir düşüş göstermiştir. Şeker bir örnektir. 2005 İnsani Gelişim raporuna göre, AB kendi çiftçilerine ve aracılarına şekerde dünya fiyatının % 400'ü oranında ödeme yapmaktadır. Dünya pazarına akan 4 milyon ton fazlaya neden olan bu desteğe ek olarak 1 milyar dolarlık ihracat desteği de sağlanmaktadır.

Rapor şu duruma dikkat çekmektedir : "Sonuç : Avrupa, bir üründe göreceli bir avantajı olmamasına rağmen dünyanın ikinci büyük ihracatçısı durumundadır. Sübvanse edilmiş AB şeker ihracatı dünya fiyatlarını yaklaşık olarak 1/3 oranında düşürüyor. Bunun da ötesinde gelişmekte olan ülkelerin verimli şeker ihracatçıları Brezilya 494 milyon dolar, Güney Afrika 151 milyon dolar ve Tayland 60 milyon dolar olarak hesaplanan kambiyo işlemlerinden kaynaklanan kayıplardan yakınıyorlar. Bu ülkelerde 60 milyondan fazla insan günde 2 dolardan daha az bir gelirle yaşıyorlar.

Pirinç bir başka örnektir. 2003 yılında ABD hükümeti kendi pirinç üreticilerine 1.3 milyar dolar ödemede bulunmuş ve pirinci, tonu 274 dolardan ihraç etmelerine izin vermiştir. 415 dolarlık ton başına üretim maliyeti düşünüldüğünde büyük bir indirim.

Bu politika, ABDde üretilen pirinci ithal eden Gana ve Haiti gibi ülkelerdeki pirinç üreticilerini yoksulluğa süreklerken ABD'li çiftçilerin zenginleşmesinin önünü açtı.

Uluslararası Para Fonu, ucuz pirinç akışından etkilenen ülkelerin korunma önlemleri almalarına müsade etmeyerek yarayı tuzla ovmayı sürdüryor. Bu yıl içinde "adil olmayan bir rekabet ortamı olduğuna dair ellerinde bir kanıt olmadığı" açıklamalarını pişkince yapmışlardır!

Bu poltikalar dünya pazarında egemen olmayı sürdürüyor. Gelişmiş kapitalist ülkeler 1980'den beri dünya tarım ihracatının üçte ikisini ellerinde tutmuyorlar mı?

'Depresyona Mahkum olmak'

2005 HDR raporuna göre zengin ülkelerdeki teşvikler ve ithalat bariyerleri, gelişmekte olan ülkelerin yılda 24 milyar dolar kaybetmelerine yol açmaktadır. Rapor "milyonlarca temel ihtiyaç metası üreticisinin 1930'lardan çok daha kötü bir deprasyon koşullarına mahkum edildiğini" belirtiyor.

Başını ABD'nin çektiği emperyalist ülkeler ihracat teşvikleri ve üretim miktarında indirim yapmayı reddetmelerinin yanında şu anda var olan yılda 350 milyar dolarlıklık teşvikleri daha da fazla artırmayı planlıyorlar.
Sonuç olarak, Dört yıldan beri yollarda sürünen DTÖ'nün Dünya ticaret kurallarını belirleyen Doha Raundunun ölümüne kilitlenmiştir. 2005 İnsani Gelişim raporu "Doha Raundu'nun kalbindeki sorun üç sözcükle özetlenebilir: zengin ülke teşvikleri" olarak sorunu tespit etti.

Öte yandan Emperyalist ülkeler iç pazarlarını zengin ülke şirketlerine açmaları için DTÖ kurallarından daha kötü koşuları içeren yoksul ülkeleri iki taraflı anlaşmalar imzalamaya zorluyorlar. Tabiki kendileri iç pazarlarını yoksul ülkelere açmıyorlar. Zengin ülkeler ihtiyaçları olan şeyleri Üçüncü dünya ülkeleri yerine diğer emperyalist ülkelerden ithal ediyorlar.

Zengin ülkeler ara ve nihai ürünler üretmeye devam ediyor. Yoksul ülkeler zengin ülkeler için hammadde üretmeye devam ediyor. Yüksek gümrük tarifeleri ile zengin ülkeler yoksul ülkeleri soymaya devam ediyor.

"Bu tarife yapısı" zengin ülkeleri koruyor. Tarifelerin yükselmesi yoksul ülkelerden zengin ülkelere değer aktarılmasına hizmet etmektedir. Bu tarife yapısı, dünyada üretilen kakao fasulyesinin % 90'nını yoksul ülkelerin üretmesini ve nihai ürün olan kakao likörünün % 44'ünün ve koka tozunun % 29'nun zengin ülkeler tarafından yoksul ülkelere nasıl ihraç edildiğini açıklar. Almanya dünyanın en büyük işlenmiş kakao ihtaçatçısıdır. Avrupalı şirketler Afrika kakao üretiminin son ürünü hepsini alır.

Saatte 1200 çocuğun yoksullukla ilişkili nedenlerden dolayı ölmesinin emperyalist ülkelerin maksimum kar etme anlayışındaki soğukkanlılığından kaynaklandığına inanabiliyormusunuz?


KAYNAK: Green Left Weekly
ÇEVİREN: Fazıl Ahmet Tamer
Ülkede Özgür Gündem