KÜTÜPHANE  | BILL BLAND

‘Kisiye Tapinma’ (1934-52)

Bill Bland tarafindan Mayis 1991’de Stalin Dernegi’ne sunulan teblig

 

O siralar SBKP Merkez Komitesi’nin Birinci Sekreteri olan Nikita Krusçov">

KÜTÜPHANE  | BILL BLAND

‘Kisiye Tapinma’ (1934-52)

Bill Bland tarafindan Mayis 1991’de Stalin Dernegi’ne sunulan teblig

(Çeviren: Garbis Altınoğlu)

O siralar SBKP Merkez Komitesi’nin Birinci Sekreteri olan Nikita Krusçov, 14 Subat 1956’da Partinin 20. Kongresi’nde Stalin’e kamu önünde, ama üstü örtülü bir biçimde saldirdi:

“Kollektif liderlik Leninist ilkesini yeniden kurmak ve her yola basvurarak güçlendirmek en büyük önemi tasiyor…

“Merkez Komitesi… Marksizm-Leninizmin ruhuna yabanci saydigi kisiye tapinmayi siddetle kinamaktadir.” (N. S. Khrushchev, Report to the Central Committee, 20th Congress of the CPSU, February 1956

Krusçov 25 Subat’ta ayni Kongre’de yaptigi (ve ABD Disisleri Bakanligi’na sizdirilan, ancak Sovyetler Birligi’nde yayimlanmayan) ‘gizli konusma’da Stalin’e daha dogrudan bir biçimde saldirirken sunlari ileri sürdü:

“… kisiye tapinma, Stalin’in kendisinin akla gelebilecek bütün yöntemleri kullanarak kendi kisiligini yüceltmesinden ötürü böylesi akil almaz boyutlara varmistir.” (Rus Enstitüsü, Columbia Üniversitesi (Editör), The Anti-Stalin Campaign and International Communism, New York, 1956, s. 69)

Ne var ki pek çok kisi Stalin’in sadeligi ve alçakgönüllülügüne taniklik eder.

Fransiz yazar Henri Barbusse, Stalin’in sade yasam tarzini söyle betimliyor:

“Birinci kata çikildiginda üç pencerede beyaz perdeler asili oldugu görülür. Stalin’in evinde üç pencere var. Minik holde bir kepin altinda bir çiviye uzun bir askeri pelerin asilidir. Bu salona ek olarak üç yatak odasi ve bir yemek odasi vardir. Yatak odalari saygideger ikinci sinif otellerde oldugu gibi yalin bir biçimde dösenmislerdir… En yasli ogul Jasheka geceleri yemek odasinda yataga çevrilen bir divanda uyur; daha küçük olani ise minik bir girintinin uzantisi olan bir çesit oyukta uyur....

“Stalin’in aylik kazanci, Komünist Partisi görevlilerinin aldigi maksimum aylik olan 500 rubleden ibarettir (Britanya parasi olarak 20-25 pound)…

“Bu açiksözlü ve son derece zeki insan… yalin bir kisi… Onun Bay Lloyd George gibi 32 degil, sadece bir sekreteri var…

“Stalin, kendi hanesine yazilmasi gereken çok büyük basarilar kazanmis olmakla birlikte, sistemli bir biçimde bütün ilerlemeleri Lenin’in hanesine yazmaktadir.” (H. Barbusse, Stalin: A New World Seen through One Man, Londra, 1935, s. vii, viii, 291, 294)

Stalin’in bir daça

“Kuntsevo’daki daça

“Babam zemin katta kaliyordu. O bir odada yasar ve bütün islerini orada görürdü. O, geceleri yataga çevrilen bir kanapede uyurdu.” (S. Alliluyeva, Twenty Letters to a Friend, Londra, 1967, s. 28)

Arnavut lider Enver Hoca Stalin’i ‘alçakgönüllü’ ve ‘saygili’ olarak tanimliyordu:

“Stalin ne bir zorbaydi, ne de bir despot. O ilkeli bir insandi; o adil ve alçakgönüllüydü ve halka, kadrolara ve çalisma arkadaslarina karsi çok nazik ve saygiliydi.” (E. Hoxha, With Stalin: Memoirs, Tirana, 1979, s. 14-15)

Ingiliz Fabyanlari Sidney ve Beatrice Webb, anitsal Soviet Communism: A New Civilisation adli kitaplarinda Stalin’in diktatörlük iktidari uyguladigi yolundaki görüsleri siddetle reddetmekteydiler:

“Bazan,… devletin tümüyle tek bir kisinin, Jozef Stalin’in iradesine bagli olarak yönetildigi ileri sürülmektedir.

“Öncelikle; Mussolini, Hitler ve diger çagdas diktatörlerden farkli olarak yasalarin Stalin’e yurttaslari üzerinde herhangi bir otorite kullanma yetkisi vermedigini kaydetmek gerekir. Hatta Stalin, Amerikan Anayasasinin dört yilda bir birbirlerini izleyen baskanlara verdigi genis yetkilere de sahip degildir… Stalin… SSCB’nin Baskani degildir ve hiçbir zaman da olmamistir… Hatta o bir Halk Komiseri, yani bir Hükümet üyesi de degildir… O… Parti’nin Genel Sekreteridir…

“Biz, Parti’nin tek bir kisinin iradesine bagli olarak yönetildigini ya da Stalin’in böyle bir konuma sahip olmayi iddia edecek ya da isteyecek türden bir insan oldugunu sanmiyoruz. Kendisi, böylesi bir kisisel diktatörlügü çok açik bir biçimde yadsimistir; ki bu,… bizim olgulardan edindigimiz izlenimlerle kesinlikle uyusmaktadir.

“SSCB’nin Komünist Partisi, kendi örgütlenmesi için betimlemis oldugumuz örüntüyü benimsemistir… Bu tarzda kisisel diktatörlügün yeri yoktur. (Bu örüntüde- G. A.) ayrintili önlemlere hedef olan kisisel kararlara güven duyulmaz. Önyargi, öfke, kiskançlik, kibir ve diger aksiliklerden kaynaklanabilecek hatalardan kaçinabilmek için… bireyin her zaman, konuyu açikyüreklilikle tartismis olan ve kendilerini de alinan kararlardan ortaklasa sorumlu kilan esit düzeydeki çalisma arkadaslarinin onayini edinme zorunlulugu yoluyla denetim altinda tutulmasi istenir.

“Stalin… sik sik… kendisinin, Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin kararlarini yasama geçirmekten öte bir sey yapmadigina isaret etmistir…

“Çiplak gerçek sudur: Son onyilda, sözümona Stalin’in diktatörlügü altinda bulunan SSCB’nin yönetiminin incelenmesi, önemli kararlarin, genellikle diktatörlüklerin erdemleri sayilan hizlilik, zamanindalik ya da gözükara inat gibi belirtileri sergilemedigini göstermistir. Tam tersine Parti çogu zaman o denli uzun ölçüp biçmelerden sonra eyleme geçmis ve tartismanin sonuçlari bazan o denli hararetli ve kirici olmustur ki, bunlarin formülasyonu, üzerlerinde duraksama ve güven eksikliginin izlerini tasimislardir… Bu politikalar… komite denetiminin isaretlerini sergilerler.” (Sidney & Beatrice Webb, Soviet Communism: A New Civilisation, Londra, 1936, s. 431, 432, 433, 435)

Belki Barbusse, Hoca ve Webb’lerin önyargili taniklar oldugu düsünülecektir. Ne var ki, Stalin’e karsi son derece elestirel konumda olan gözlemciler de bu birincilerin tanikligini dogrulamaktadirlar.

Amerikan diplomat Joseph Davies, Stalin’in yalin ve nazik tavri hakkinda su yorumu yapiyor:

“Kapinin açilip… Bay Stalin’in tek basina odaya girdigini gördügümde irkildim… Tavri nazik ve davranis tarzi neredeyse kendini asagilarcasina yalindi…

“O beni sicak bir gülümsemeyle ve gerçek bir gururu içeren büyük bir yalinlikla selamladi… Kahverengi gözleri son derece nazik ve yumusakti. Bir çocuk onun kucaginda oturmak ve bir köpek ona sokulmak isteyecektir.” (J. E. Davies, Mission to Moscow, New York, 1944, s. 299-300, 311-12)

Stalin üzerine yazdigi düsmanca biyografide Isaac Don Levine söyle diyor:

“Stalin san-söhret pesinde degildir. O debdebeden nefret eder. O kamu önünde gösterise karsidir. Isteseydi büyük bir devletin sahip oldugu tüm törensel kiyafet ve rütbeleri edinebilirdi. Ama o arka planda kalmayi tercih eder.” (I. D. Levine, Stalin: A Biography, Londra, 1931, s. 248-49)

Bir baska düsman elestirmen olan Louis Fischer, Stalin’in ‘dinleme yetenegi’ne taniklik etmektedir:

“Stalin… irade gücü ve sakinligiyle Parti’ye esin vermektedir. Onunla görüsen kisiler, Stalin’in dinleme yetenegine ve onun, çok zeki astlarinin öneri ve taslaklarini gelistirme becerisine hayran oluyor.” (L. Fischer, The Nation dergisinde makale, Cilt 137 (9 Agustos 1933), s. 154)

Eugene Lyons, Stalin: Czar of All the Russias adli biyografisinde Stalin’in yalin yasamini söyle betimliyor:

“Stalin üç odali alçakgönüllü bir apartman dairesinde kaliyor… Onun günlük yasamindaki zevkleri, hemen hemen kaba sabalik noktasina yaklasan bir yalinlik düzeyinde kaldi… Stalin’den gözüdönmüsçesine nefret edenler ve onu sadistçe gaddarliklardan sorumlu tutanlar bile hiçbir zaman onu özel yasaminda ölçüsüzlük (sergilemek- G. A.)le suçlamadilar…

“ ‘Basari’yi milyonlarca dolarla, yatlarla, metreslerle ölçenler, sade yasam kosullarindan tad almanin gücünü anlamakta zorluk çekerler…

“Onun görünüsünde ya da davranisinda canavarimsi denebilecek hiçbir sey, tavrinda hiçbir yapmaciklik yoktu. Yillardir ilk kez huzuruna kabul ettigi ilk yabanciya dostça davranmak istedigi ortada olan sevimli, ciddi ve yaslanmakta olan bir insan (vardi karsimda- G. A.). Orada otururken ‘O, son derece canayakin bir kisi’ diye düsündügümü ve buna hayret ettigimi animsiyorum.” (E. Lyons, Stalin: Czar of All the Russias, Philadelphia, 1940, s. 196, 200)

Lyons Stalin’e su soruyu sordu:

“Siz bir diktatör müsünüz?”

“Stalin, sorunun saçma oldugunu ima edercesine gülümsedi:

“ ‘Hayir’ dedi yavasça. ‘Ben bir diktatör degilim. Bu sözcügü kullananlar Sovyet hükümet sistemini ve Komünist Partisi’nin yöntemlerini anlamiyorlar. (Bizde- G. A.) herhangi bir kisi ya da kisi grubu kendisini dayatamaz. Kararlar Parti tarafindan alinir ve onun organlari olan Merkez Komitesi ve Politbüro tarafindan yasama geçirilir.’ ” (E. Lyons, adigeçen yapit, s. 203)

Stalin’e siddetle karsi olan Finli revizyonist Arvo Tuominen, The Bells of the Kremlin adli kitabinda Stalin’in kisi olarak kendini siliklestirmesi konusunda su yorumu yapiyor:

“Stalin konusma ve yazilarinda her zaman arka plana çekilir, sadece komünizmden, Sovyet iktidarindan ve Parti’den söz eder ve kendisinin gerçekte düsüncenin ve örgütün temsilcisi oldugunun altini çizmekle yetinirdi…

“Ben Stalin’de hiçbir zaman bir kibir izine rastlamadim.” (A. Tuominen, The Bells of the Kremlin, Hanover (New Hampshire, ABD), 1983, s. 155, 163)

Tuominen, gerçek Stalin ile propagandanin yaydigi Stalin tablosu arasindaki karsitliktan duydugu saskinligi söyle dile getiriyordu:

“Moskova’da kaldigim uzun yillar boyunca bu adamla onun (kamuya sunulan- G. A.) devasa portresi arasindaki karsitliga hep hayret etmisimdir. Bir diktatör steorotipinden, bu orta boylu, bir parça çopur ve biyikli Kafkasyali kisi kadar uzak bir kisi düsünülemezdi. Ancak, (sürdürülen- G. A.) propaganda da onun insanüstü yeteneklerini isleyip duruyordu.” (A. Tuominen, adigeçen yapit, s. 155)

Sovyet maresali Georgi Jukov, Stalin’in ‘yapmacikliktan uzak olusu’ndan söz eder:

“O (Stalin- Editör) yapmaciklik ve gösteristen uzakti ve konustugu herkesin gönlünü kazanirdi.” (G. K. Zhukov, The Memoirs of Marshal Zhukov, Londra, 1971, s. 283)

Stalin’in kizi Svetlana Alliluyeva, babasi hakkinda yayilan hemen her karalamaya inanacak kadar saftir, ama o bile kisiligine ‘tapinma’yi, Stalin’in kendisinin tezgâhladigi yolundaki suçlamayi reddetmektedir. Alliluyeva, 1948’de Stalin’le birlikte Moskova’dan Kirim’a yaptiklari bir tren yolculugunu söyle betimliyordu:

“Degisik istasyonlarda durdugumuzda peronda yürüyüse çikardik. Babam lokomotife kadar yürürken yolda rastladigi demiryolu isçilerine selam verirdi. (Ama- G. A.) tek bir yolcuyla bile karsilasmazdik. Bu, özel bir trendi ve kimsenin perona girmesine izin verilmezdi… Acaba bunu kim düzenledi? Bu oyunu kim kurdu? Bunu babam yapmadi. Bunu yapan, babamin kendisini de içinde hapseden ve içerisinde tuttugu O’na yalnizligin, boslugun ve insan dostlugu yoklugunun acisini çektiren sistemdi…

“Bugünlerde bir yerlerde, babamin kendisini hemen hemen bir tanri gibi gördügüne iliskin bir sey duydugumda ya da okudugumda, onu yakindan tanimis olan insanlarin böyle seyleri söyleyebilmeleri bile beni hayrete düsürüyor…

“O asla kendisini bir tanri gibi düsünmedi.” (S. Alliluyeva, Twenty Letters to a Friend, Londra, 1967, s. 202-03, 213)

Alliluyeva, Stalin öldügünde daça “Babamin hizmetçileri olan bu adam ve kadinlar onu seviyorlardi. Onu küçük seylerle mutlu etmek hiç de zor degildi. Tam tersine, o kibar bir insandi; kendisine hizmet edenlere karsi alçakgönüllü ve içtenlikliydi…

“Erkekler, kadinlar, herkes dört bir yanda yeniden aglamaya basladilar…

“Hiç kimse sadakat ya da üzüntü gösterisi yapmiyordu. Hepsi de birbirlerini yillardir taniyorlardi…

“O odadakilerin hiçbiri onu bir tanri ya da süpermen, dahi ya da seytan saymiyordu. Onlar onu en temel insansal özelliklerinden, (insanlarin- G. A.) en iyi, hizmetçilerin yargilayabilecegi özelliklerinden ötürü seviyor ve sayiyorlardi.” (S. Alliluyeva, adigeçen yapit, s. 20, 22)

Dahasi olgular, Stalin’in kendisinin bir çok kez ‘kisiye tapinma’yi Marksizm-Leninizme aykiri bularak kinadigini ve onunla alay ettigini göstermektedir. Örnegin,

Haziran 1926:

“Yoldaslar; hakkimda söylenen övücü sözlerin yarisini bile hak etmedigimi mutlaka söylemem gerek. Söylenenlere bakilirsa ben Ekim Devrimi’nin bir kahramani, Sovyetler Birligi Komünist Partisi’nin lideri, Komünist Enternasyonal’in lideri, efsanevi bir savasçi-sövalyeyim ve daha neler nelerim. Yoldaslar; bunlar saçma ve tümüyle gereksiz abartmalar. Bunlar genellikle yasamini yitiren devrimcilerin mezarlarinin basinda söylenen seyler. Ama benim simdilik ölmeye niyetim yok…

“Ben Tiflis demiryolu atelyelerinin ileri isçilerinin ögrencilerinden biriydim ve hâlâ da öyleyim.” (J. V. Stalin, Works, Cilt 8, Moskova, 1954, s. 182)

Ekim 1927:

“Ya Stalin? Stalin sadece önemsiz bir kisiliktir.” (J. V. Stalin, Works, Cilt 10, Moskova, 1954, s. 177)

Aralik 1929:

“Ben, sizin tebrik ve selamlarinizi, beni doguran ve kendi suretinde yetistiren isçi sinifinin büyük Partisinin hanesine yaziyorum. Ve bu tebrik ve selamlari sanli Leninist Partimizin hanesine yazdigim için sizlere Bolsevik tesekkürlerimi sunmaya cüret ediyorum.” (J. V. Stalin, Works, Cilt 12, Moskova, 1955, s. 146)

Nisan 1930:

“Bazilari, ‘Basaridan Sarhos’ adli makalenin Stalin’in inisiyatifiyle yazildigini saniyor. Bunun saçma oldugu bellidir. Bir Merkez Komitemiz oldugu gözönüne alindiginda, kim olursa olsun hiç kimsenin böyle bir sorunda kisisel inisiyatif koymasi usule uygun olamaz.” (J. V. Stalin, Works, adigeçen yapit, s. 218)

Agustos 1930:

“Bana olan bagliligindan sözediyorsun… Sana, kisilere baglilik ‘ilkesini’ terketmeni salik veriyorum. Bu, Bolseviklerin tarzi degildir. Isçi sinifina, onun Partisine, onun devletine baglilik duy. Bu güzel ve yararli bir seydir. Ancak bunu, kit akilli entellektüellerin kisilere duydugu bos ve sahte baglilikla karistirma!” (J. V. Stalin, Works, Cilt 13, Moskova, 1955, s. 20)

Aralik 1931:

“Kendime gelince, ben sadece Lenin’in bir ögrencisiyim ve yasamimin hedefi Lenin’in, ona layik bir ögrencisi olmaktir…

“Marksizm üstün bireylerin oynadigi rolü ya da tarihi halkin yaptigini hiç de yadsimaz. Fakat… büyük kisilerin, ancak bu kosullari ve onlarin nasil degistirilebilecegini dogru bir biçimde anladiklari ölçüde bir degerleri olur. Eger onlar bu kosullari anlamayi basaramaz ve onlari imgelemlerinin telkinlerine göre degistirmek isterlerse kendilerini Don Kihote’nin konumunda bulurlar…

“Bireyler karar veremez. Bireylerin kararlari her zaman ya da hemen hemen her zaman tekyanli bir nitelik tasir… Her toplulukta, her kollektif organda düsünceleri hesaba katilmasi gereken insanlar vardir… Biz, üç devrimin deneyimlerinden, kollektif olarak sinanmayan ve düzeltilmeyen her 100 bireysel karardan yaklasik 90’inin tekyanli olacagini ögrendik…

“Artik bizim isçilerimiz hiçbir kosul altinda iktidarin tek bir kisinin elinde toplanmasina hosgörü göstermeyeceklerdir. Bizde, en büyük otoriteye sahip kisiler bile isçi kitleleri kendilerine olan güvenlerini yitirdiklerinde birer sifira, birer hiçe indirgeneceklerdir.” (J. V. Stalin, adigeçen yapit, s. 107-08, 109, 113)

Subat 1933:

“Çalismamin ödülü olarak kendi Ikinci Nisanini bana verdigini belirten mektubunu aldim.

“Sicak sözlerin ve yoldasça armaganin için tesekkür ederim. Kendini benim yararima bu Nisanindan yoksun biraktigini biliyor ve duygularini takdir ediyorum.

“Bununla birlikte, senin Ikinci Nisanini kabul edemeyecegim. Sadece, kendi kazanmis oldugun bu Nisanin ancak sana ait olabileceginden ötürü degil, yoldaslar bana özen ve saygi göstermek suretiyle beni fazlasiyla ödüllendirmis olduklari ve dolayisiyla seni soymaya hakkim olmadigi için de onu kabul edemem ve etmemeliyim.

“Nisan (verme uygulamasi- G. A.) zaten taninmis olanlar için degil, ama asil pek az taninan ve herkesçe taninmasi gereken kahraman insanlar için olusturulmustur.

“Dahasi, sana benim daha simdiden iki Nisanim oldugunu söylemem gerekir. Emin ol, bu insana yeter de artar bile.” (J. V. Stalin, adigeçen yapit, s. 241)

Mayis 1933:

Robins: Sizi ziyaret etme olanagi bulmus olmami büyük bir onur sayiyorum.

Stalin: Bu çok olaganüstü bir sey degil. Abartiyorsunuz.

Robins: Benim en ilginç buldugum sey, Rusya’nin her tarafinda Lenin-Stalin isimlerini bir arada görmüs olmam.

Stalin: Bu da bir abartma. Ben nasil Lenin’le kiyaslanabilirim?” (J. V. Stalin, adigeçen yapit, s. 267)

Subat 1938:

“Ben, Stalin’in Çocukluguna Iliskin Öyküler

“Bu kitap çok sayida maddi çarpitmalar, yalanlar, abartmalar ve hakedilmemis övgülerle dolu...

“Ama... asil önemli olan, bu kitabin Sovyet halkina (ve genel olarak halka), liderlerin ve yanilmaz kahramanlarin kisiliklerine tapinma egilimini asilamasidir. Bu, tehlikeli ve zararlidir. ‘Kahramanlar ve güruh’ teorisi Bolseviklere degil, Sosyalist-Devrimcilere özgüdür...

“Size bu kitabi çöpe atmanizi tavsiye ederim.” (J. V. Stalin, adigeçen yapit, s. 327)

Demek oluyor ki, Stalin’in etrafinda insa edilen ‘kisiye tapinma’ Marksizm-Leninizme aykiri oldugu gibi onun yasama geçirilmesi de Stalin’in açikça dile getirmis oldugu isteklerine aykiriydi.

Bu durum, su önemli soruyu beraberinde getirir.

Stalin Dernegi’nin daha önceki bir toplantisinda, 1920’lerin sonlarindan itibaren Marksist-Leninistlerin Sovyet liderligi içinde bir azinlik olduklari yolundaki görüsümü dile getirdigimde bazi üyelerin yüksek sesli itiraz mirildanmalari duyulmustu.

Ancak, Stalin’in ‘kisiye tapinma’ya karsi sert muhalefetine ragmen ‘kisiye tapinma’nin sürdügünü gördük.

Bundan su itiraz kaldirmaz sonuçlardan biri çikar:

1) Ya Stalin bunu durduracak güce sahip degildi,

2) Ya da O, bunu durdurmak istemeyen bencil, yalanci ve Marksist-Leninist-olmayan ikiyüzlünün tekiydi.

‘Kisiye Tapinma’nin Mimarlari

Ama, eger Stalin’in etrafindaki ‘kisiye tapinma’ Stalin tarafindan olusturulmadi ve onun isteklerine ragmen insa edildi ise, bunun mimarlari kimdi?

Olgular, Stalin’in etrafindaki ‘kisiye tapinma’nin en atesli savunucularinin Karl Radek, Nikita Krusçov ve Anastas Mikoyan gibi revizyonistler ve gizli revizyonistler oldugunu göstermektedir.

Roy Medvedev suna isaret ediyor:

‘Pravda’ Let History Judge: The Origins and Consequences of Stalinism, Londra, 1972, s. 148)

Radek, Ocak 1937’de yapilan kamuya açik yargilanmasi sirasinda terörizm ve ihanet suçlamalarini kabul ederken sunlari söylemisti:

Visinski: Mraçovski ne yanit verdi?

Radek: O, savasimin artik terörizm evresine girdiginin kesin oldugunu söyledi…

“Nisan 1933’de Mraçovski bana, Leningrad’da, orada terörist bir grubun örgütlenmesi isini üstlenecek herhangi bir Trotskist taniyip tanimadigimi sordu.

Visinski: Kime karsi?

Radek: Tabii ki Kirov’a karsi…

Visinski: Sen 1934-35’te, örgütlü ve sistematik bir biçimde terörist eylemler gerçeklestirme konumunda miydin?

Radek: Evet…

“Biz kaçinilmaz olarak, SSCB’nin toplumsal yapisini zafere ulasmis fasist ülkelerin toplumsal yapisiyla uyumlu hale getirmek, bir baska anlatimla kapitalizmi restore etmek zorundaydik...

“Bunun fasizm demek oldugunu… yabanci finans kapitale hizmet etmek demek oldugunu biliyorduk…

“Ukrayna’yi Almanya’ya ve Sahil eyaletini* ve Amur bölgesini Japonya’ya vermeyi planlamistik.” (Report of Court Proceedings in the Case of the Anti-Soviet Trotskyite Centre, Moskova, 1937, s. 88, 90, 103, 115)

(Almancadaki ‘Führer’ sözcügüne denk gelen) ‘vojd’ terimini devreye sokan Krusçov idi. Krusçov Ocak 1932’deki Moskova Parti Konferansi’nda yaptigi konusmayi su sözlerle bitirmisti:

“Her zamankinden daha siki bir biçimde Leninist Merkez Komitesi’nin ve Partimizin ‘vojd’u Stalin Yoldasin etrafinda kenetlenen Moskova Bolsevikleri, sevinç ve güven içinde sosyalizm ve dünya proleter devrimi ugruna savasimda yeni zaferlere dogru yürüyorlar.” (Raboçaya Moskva, 26 Ocak 1932, L. Pistrak, The Grand Tactician: Khrushchev's Rise to Power, Londra, 1961, s. 159)

Ocak 1934’deki 17. Parti Konferansi’nda Stalin’i,

“… bir deha ‘vojd’u.” (XVII S'ezd Vsesoiuznoi Kommunisticheskoi Partii (B.), s. 145, L. Pistrak, adigeçen yapit, s. 160) diye anan sadece Krusçov olmustu.

O sirada Moskova Parti Sekreteri olan Krusçov, Agustos 1936’da Lev Kamenev ve Grigori Zinovyev’in ihanet davalarinin durusmasi sirasinda söyle diyordu:

“Sefil cüceler! Onlar ellerini insanlarin en büyügüne,… bilge ‘vojd’umuz Stalin Yoldasa karsi kaldirdilar… Sen Stalin Yoldas, Marksizm-Leninizmin yüce bayragini bütün dünyanin önünde yükseklere kaldirdin ve onu ileriye tasidin. Stalin Yoldas, Stalinist Merkez Komitesi’nin sadik destekçisi olan Moskova Bolsevik örgütü Stalinist uyanikligini daha da arttiracak, Trotskist-Zinovyevist kalintilarin kökünü kaziyacak ve Partinin saflarini ve Partili-olmayan Bolsevikleri Stalinist Merkez Komitesi ve büyük Stalin’in etrafinda daha da siki bir biçimde birlestirecektir.” (Pravda, 23 Agustos 1936, L. Pistrak, adigeçen yapit, s. 162)

Kasim 1936’daki Sekizinci Tüm-Birlik Sovyet Kongresi’nde Krusçov bir kez daha, onay için Kongre’nin önüne getirilmis olan yeni Sovyet Anayasasinin ‘Stalinist Anayasa’ olarak adlandirilmasini önerdi. Çünkü,

“… o basindan sonuna kadar Stalin Yoldasin kendisi tarafindan kaleme alinmisti.” (Pravda, 30 Kasim 1936, L. Pistrak, adigeçen yapit, s. 161)

O zaman Basbakan olan Viyaçeslav Molotov’un ve Leningrad Parti Sekreteri olan Andrey Jdanov’un, Anayasa taslaginin hazirlanmasinda Stalin’e özel bir rol biçmediklerini kaydetmek gerekir.

Krusçov ayni konusmasinda ‘Stalinizm’ terimini de türetecekti:

“Bizim Anayasamiz, dünyanin altida birinde zafere ulasmis olan Marksizm-Leninizm-Stalinizmdir.” (ayni yerde)

Krusçov’un Ocak 1937’de Moskova’da, Grigori Piyatakov ile Karl Radek’in ihanet davasinin durusmasi sirasinda 200,000 kisilik bir dinleyici kitlesi karsisinda yaptigi konusmanin havasi da ayniydi:

“Onlar ellerini Stalin yoldasa kaldirmak suretiyle, ellerini insanligin sahip oldugu en degerli seye kaldirmislardir. Çünkü Stalin umuttur; O beklentidir; O bütün ilerici insanliga yol gösteren fenerdir. Stalin bizim bayragimizdir! Stalin bizim irademizdir! Stalin bizim zaferimizdir!” (Pravda, 31 Ocak 1937), L. Pistrak, adigeçen yapit, s. 162)

Krusçov Mart 1939’da Stalin’i,

“… büyük dahimiz, sevgili Stalinimiz,” (Visti VTsVK, 3 Mart 1939, L. Pistrak, adigeçen yapit, s. 164) diye tanimliyor ve Parti’nin Mart 1939’daki 18. Kongresi’nde onun için,

“… insanligin en büyük dehasi, bize Komünizm yolunda önderlik eden ögretmen ve ‘vojd’, bizim Stalinimiz” (XVIII S'ezd Vsesoiuznoi Kommunisticheskoi Partii (B.), s. 174, L. Pistrak, adigeçen yapit, s. 164) diyor,

ve Mayis 1945’de O’nu,

“… Zaferin büyük Maresali” (Pravda Ukrainy, 13 Mayis 1945, L. Pistrak, adigeçen yapit, s. 164) diye selamliyordu.

Aralik 1929’da, Stalin’in ellinci yas günü kutlamalari vesilesiyle Anastas Mikoyan tebriklerini su istekle tamamliyordu:

“… kitlelerin hakli taleplerini karsilamali, yani artik O’nun biyografisi üzerinde çalismaya baslamali ve bu biyografiyi Parti’ye ve ülkemizin tüm emekçi halkina sunmaliyiz.” (Izvestia, 21 Aralik 1929, L. Pistrak, adigeçen yapit, s. 164).

On yil sonra, yani Aralik 1939’da, Stalin’in altmisinci yas gününde Mikoyan hâlâ Stalin’in,

“… bilimsel bir biyografisi”nin (Pravda, 21 Aralik 1939, L. Pistrak, adigeçen yapit, s. 158) hazirlanmasi çagrisinda bulunuyordu.

“... G. F. Aleksandrov, M. R. Galaktiyonov, V. S. Krujkov, M. B. Mitin, V. D. Moçalov and P. N. Pospelov.” (Joseph Stalin: A Short Biography, Moskova, 1947) tarafindan derlenen bu biyografi sonunda 1947’de basildi.

Ancak Krusçov, SBKP’nin 1956’daki 20. Kongresi’nde yaptigi ‘gizli konusma’da, kendisinin ve çalisma arkadaslarinin Stalin’in etrafinda insa ettigi ‘kisiye tapinma’yi gerekçe göstererek kitabi, Stalin’in yazdigini ileri sürdü:

“Stalin’in kendini yüceltmesinin ve O’nun en temel alçakgönüllülükten bile yoksun olusunun en karakteristik örneklerinden biri de ShortBiography

“Bu kitap en sefih türden bir dalkavukluk örnegidir.” (Rus Enstitüsü, Columbia Üniversitesi (Editör), adigeçen yapit, s. 69).

‘Kisiye Tapinma’nin Insasinin Ardinda Yatan Nedenler

Elbette pek çok Sovyet yurttasi Stalin’e hayrandi ve bu hayranligi dile getiriyordu. Ancak, Stalin’in etrafindaki ‘kisiye tapinma’nin, esas olarak gizli revizyonistler tarafindan Stalin’in isteklerine ragmen insa edildigi açiktir. Bunun nedenleri sunlardi:

Birincisi, Parti’nin ve Komünist Enternasyonal’in gizli revizyonistlerin egemenligi altinda oldugu gerçegini gözlerden saklama ve bu iki kurumun Stalin’in kisisel egemenligi altinda oldugu masalini yayma ve böylelikle sosyalist mesruiyet ihlallerinin ve Marksist-Leninist ilkelerden sapmalarin sorumlulugunu daha sonra Stalin’e yükleme;

Ikincisi, daha geç bir tarihte (gerçekte sosyalizmi yikmaktan baska bir sey olmayan bir ‘demokratiklesme’ programini uygulama maskesi altinda) Stalin’e saldirmak için bir gerekçe olusturma.

Stalin’in kendisinin, ‘kisiye tapinma’nin arkasindaki esas gücün gizli revizyonistler oldugu olgusunun farkinda oldugu, kendi büstlerinin Moskova’nin öndegelen sanat galerisi Tretyakov’da göze çarpan yerlere konuldugunu ögrendiginde nasil,

“Bu düpedüz sabotaj!” (A. Tuominen, adigeçen yapit, s. 164) diye bagirdigini anlatan Finli revizyonist Tuominen tarafindan açiklanmisti.

Alman yazar Lion Feuchtwanger 1936’da Stalin’in, ‘kisiye tapinma’nin ‘yikicilar’ tarafindan kendisinin sayginligini zedelemek amaciyla tesvik edildiginden kuskulandigini dogrulamaktadir:

“Stalin, yapilageldigi gibi kendisine tapinilmasindan açikça rahatsizdir ve zaman zaman bununla alay etmektedir…

“Stalin, tanidigim iktidar sahibi insanlarin tümü arasinda en gösterissizidir. Ben, kendisi hakkindaki bayagi ve asiri boyutlardaki tapinmadan sözettigimde kendisi beni es düzeyde bir açiksözlülükle yanitladi...

“O, (‘kisiye tapinma’nin- G. A.) arkasinda, kendi sayginligini zedelemeye çalisan ‘yikicilar’in bulunmasi olasiligindan bile kuskulaniyor.” (L. Feuchtwanger, Moscow 1937, Londra, 1937, s. 93, 94-95)

Sonuç olarak, Sovyetler Birligi’nde revizyonistlerin ‘kisiye tapinma’ya saldirilari, sadece öndegelen bir Marksist-Leninist, sosyalizmin öndegelen bir savunucusu olmasi nedeniyle kisisel olarak Stalin’e yönelik bir saldiri olmakla kalmamakta, fakat ayni zamanda Marksizm-Leninizme ve Sovyetler Birligi’ndeki sosyalist sisteme yönelik saldirinin ilk evresini olusturmaktadir.

Belki de ‘kisiye tapinma’ya iliskin en iyi yorum, Stalin’in 1935’teki Yeni Yil partisinde yaptigi ve Finli revizyonist Tuominen’in kaydetmis oldugu igneleyici kadeh kaldirma önerisidir:

“Yoldaslar! Ben; aile büyügümüz, yasamimiz ve günesimiz, uluslarin kurtaricisi, sosyalizmin mimari (O, son günlerde kendisi hakkinda söylenegelen tüm isimleri ardi ardina siraladi) Jozef Vissaryonoviç Stalin’in onuruna kadeh kaldirmamizi öneriyor ve bunun bu dahi için bu aksam yapacagimiz ilk ve son konusma olmasini umuyorum.” (A. Tuominen, adigeçen yapit, s. 162)

(Çeviren: Garbis Altınoğlu)