KÜTÜPHANE

15–16 Haziran’ın bugüne tuttuğu ışık!

şçi sınıfı mücadelesinin dününe bakarken, elbette onun kahramanca atılımlarıyla övünmek, gururlanmak hakkımızdır. Böyle mücadelenin nispeten zayıf seyrettiği dönemlerde, dünkü yüksek tempolu mücadele dönemleri genç işçiler için motivasyon kaynağıdır.

Ama dünkü önemli mücadele günlerini, bugüne ışık tutan yönleriyle ele alırsak; dün ve bugün mücadeleye emek verenlerin emeğine, alın terine de gerekli saygıyı göstermiş oluruz.

Bu açıdan 15–16 Haziran, 40 yıla yakın bir zamandan (önümüzdeki yıl 40. yılı olacak) beri işçi sınıfı ve onun mücadelesi için bir ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.

 

 
Hele işçi haklarına karşı sermayenin bütün güçleriyle saldırıya geçtiği şu günlerde, 15–16 Haziran, ondan da çok 15–16 Haziran’a denk gelen süreç, bize çok şey öğretmeye devam eden bir süreçtir. 

Evet, 15–16 Haziran işçi sınıfımızın tarihinin en şanlı günleridir. Tarih bunu böyle kaydetmiştir.

İşçilerin sendika seçme özgürlüklerini ellerinden almak için Adalet Partisi (AP) ve CHP’nin iş birliği ile Meclis ve Senato’dan geçirilen sendikalar yasasına karşı işçilerin; bu işçi düşmanı yasayı kabul etmeyeceklerini dosta düşmana, Türkiye ve dünyaya ilan etmeleridir.

İki günlük bu büyük eylem, aslında 1960’ın başlarında başlayan ve ikinci yarısında adeta dizginlenemez biçimde ilerleyen işçilerin, bir sınıf olarak birleşip örgütlenme ve bilinç sıçraması gösterdiği yılların zirvesidir.

Sınıfın bu atılımını engellemek için DİSK’e bağlı sendikaları, “işkolu barajları” yoluyla engellemek isteyen hükümet ve “muhalefete” karşı sınıfın bir başkaldırı eylemidir 15–16 Haziran!

 

İŞÇİ İNİSİYATİFİ,

DAYANIŞMA VE

MÜTTEFİKLERİYLE

ÖRGÜTLENME

Bu dönemin en önemli özelliği; işçilerin kendi fabrikalarında, en gerisinden en ilerisine kadar örgütlenerek, eylemlerini en büyük kitlesellikle yaparken, aynı zamanda yakındaki fabrikalarla dayanışmayı, önce mücadele edenlerden öğrenerek ilerlediği bir dönemdir. Bu hareket, aynı zamanda işçilerin aileleriyle, hatta yakınları, komşularıyla da başka bir örgütlenme ve dayanışma içinde oldukları bir dönemdir. Fabrikadaki hareket, ekmekçi semtleri de örgütleyerek ilerlemiştir. Fabrikada patrona karşı birleşen işçiler; işe polis, jandarma baskısı karıştığında diğer fabrikalar ve semt halkıyla (aileleri, yakınları, komşularıyla) dayanışarak karşı koymuştur. Mücadeleye giren ve az çok başarı elde eden her işçi eyleminin arkasında, yakındaki fabrikaların desteği ve işçilerin, aileleri ve oturdukları semtin yoksul halkıyla dayanışma içinde (Buna o günlerin bir özelliği olan devrimci öğrencilerin desteğini, TİP’in varlığını, ilerici demokratik kamuoyunun ilgisini de ekleyebiliriz) olmaları vardır. Üstelik bu mücadeleler o bölgedeki her büyük (önemli demek daha doğru) fabrikadaki mücadeleyle yenilenerek ilerlemiştir. Fabrikalardaki mücadelenin bastırılması, fabrikadan fabrikaya dayanışma ve semt emekçilerinin desteği ile engellenmiştir.

 

İŞÇİ İNİSİYATİFİNDEN KOPARILAN

MÜCADELENİN

BOZUŞMASI

Daha geniş bir açıdan bakarsak; işçiler fabrikalarda örgütlenirken, mücadelenin bir aşamasından sonra diğer fabrikalarla dayanışmış ve aileleriyle, gençleriyle, komşularıyla bir sınıf olarak örgütlenmişlerdir. Sendikalar ise sadece birer birey olarak işçiyi üye almışlar; mücadeleyi de sadece üyesi işçinin üstüne kuran anlayışı yücelterek (1960’ların uzlaşmacı, reformcu sendikacılığı sendika-işçi ilişkisini bu hale getirmişti), aslında sınıfla sendikalı işçi arasına sendikayı koymuşlardır. Ve mücadele giderek yasalar, tüzük ve sendikacıların yasalar çerçevesinde mücadele anlayışına indirgendiği için de, ilerleyen yıllarda sendika mücadelesi cılızlaşmış; en iyimser haliyle, sendika üyelerinin patronla mücadelesine indirgenmiştir. Dayanışma ise giderek sendikanın üyesi işçilerin sendika aracılığı ile dayanışmasına, hatta uluslararası sendika merkezleriyle törensel gösterilere dönüşmüştür. Böylece dayanışma; sanki ilerliyor ve büyüyor görünürken gerçekte cansız, içi boş bir slogana dönüşmüştür. 15-16 Haziran, işte işçilerin bu büyük inisiyatifinin ürünü; bütün önceki on yılın kazanımlarının ifadesi olarak patlak vermiştir.

 

İŞÇİ İNİSİYATİFİ

YERİNE

SENDİKACILARIN

İNİSİYATİFİ GEÇTİ

Ne var ki 15-16 Haziran eylemi, 16 Haziran gecesi ilan edilen sıkıyönetimin de desteği ile ezilirken; önder işçilerin bir bölümü cezaevine konup mahkemelere çıkarılmıştır ama asıl büyük darbe, sıkı yönetim-hükümet-patronlar cephesinin, 5 bine yakın önceki dönem mücadelesinin deneyimini taşıyan ileri işçinin işyerlerinden atılmasıyla vurulmuştur.

“Kara liste”ye alınan henüz uyanış sürecinde olan bu işçiler, bir daha işyerlerine alınmadılar. Geçim kaygısı da yakalarına yapışınca, sendikadan başak bir örgüt de bilmeyen işçiler, ellerine geçen tazminatla küçük esnaflığa soyundular, küçük atölyelere girip geçimlerini sağlamak istediler, kimisi memleketine döndü. Adeta yok edildiler.

Bu bakımdan ele alırsak; 15–16 Haziran öncesinin DİSK’i, işçi inisiyatifinin; işçilerin fabrikalara düzeyinde dayanışıp örgütlendikleri ve bir sınıf olarak örgütlenme girişimleriyle ilerledikleri, sendikacıların da bu süreçte işçi inisiyatifine tabi oldukları bir DİSK’tir. 1970 sonrasının DİSK’i, işçi inisiyatifi geriye itilip sendika yöneticilerinin ve onların inisiyatifinin öne çıktığı, giderek profesyonel sendikacıların ve sendika uzmanlarının işçi hareketini çekip çevirmeye başladığı bir DİSK dönemidir.

 

İŞÇİ SINIFI KENDİ

TARİHİNDEN ÖĞRENEN BİR SINIFTIR

Bugün işçi sınıfı mücadelesinin bu en önemli döneminden (DİSK’in ilk dönemi) öğreneceğimiz çok şey olduğu bir gerçektir ve bugün sendikaların yeniden örgütlenmesi; içine girdikleri “örgütlenememe krizi”ni aşarak ayakları üstüne dikilmelerinden, on milyon işçinin sendikası olmaları gerektiğinden söz ederken; 15–16 Haziran öncesinde olduğu gibi, işyerlerinde işçi inisiyatifinin gelişmesinden, işyerleri arasındaki dayanışmanın dolaysızlaşmasından, işçilerin aileleriyle sendikaların çevresinde örgütlenerek, kültürel, sosyal, hatta siyasal bakımdan örgütlenip birleştirildiği; işçisiyle işsiziyle tüm sınıfın örgütleri olarak sendikaların yeniden biçimlenmesinden söz ediyoruz.

Kapitalizmin ve kapitalist güç odaklarının saldırılarını püskürtmenin başka bir yolu da yoktur. Bu “başka yolu yokluk”tan kurtuluşun yolu da; hem işçi sınıfının batı ülkelerindeki mücadeleci dönemlerinde, hem de Türkiye’de ‘60’lı yılları kapsayan ve 15–16 Haziran’la da taçlanan mücadelede gösterilmektedir.

İşçi sınıfı, kendi tarihinden (uluslararası ve ulusal) öğrenen bir sınıftır ve 1960’ları geri getiremeyeceğine göre o zaman sınıf (sınıftan yana sendikacılar, sınıfın ileri kesimleri ve partisi); işçi inisiyatifi, dayanışma, sendikal mücadelenin etrafında örgütlenme, yoksul halk kesimlerinin sendikal hareketle dayanışmasına kadar mücadelenin başlıca sorunlarını bugün nasıl çözümleyeceğini bulmak durumundadır.

15–16 Haziran’a gelen sürecin dersleri bu çözümlemeye önemli dayanaklar sunmaktadır. Tabii bakmasını ve öğrenmesini bilirsek!..

 

İ.Sabri Durmaz

Evrensel Gazetesi 15.06.2009